TÜRKİYE’NİN İKLİM POLİTİKASI

Türkiye’nin bir iklim politikası var mı? Savaş, terör, göç dalgaları, işsizlik ve daha sürüyle dert ülkenin başında iken iklim politikası olmuş olmamış ne yazar demeyin.. Hepsinin kaynağına indiğimizde tüm bu yaşananlarda iklim politikalarının rolü, küçük ya da büyük, bir şekilde ortaya çıkıyor. TÜSİAD’ın Birleşik Krallık Ankara Büyükelçiliği, REC Türkiye Bölgesel Çevre Merkezi ve ABD Büyükelçiliği desteği ile düzenlediği COP 21 Paris Değerlendirme toplantısında bu konu masaya yatırıldı. TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran Symes’in ilk dikkat çektiği konu Dünya Ekonomik Forumu tarafından yapılan küresel risk araştırmasında iklim değişikliğinin önümüzdeki 10 yıl için kitle imha silahlarından daha önemli tehdit olduğunu vurgulaması oldu.

“Tükenen doğal kaynaklar, artan doğal afetler, ürkütücü boyutlara ulaşan yoksulluk, ekonomik faaliyetlerin çevresel ve sosyal açıdan artık mevcut biçimi ile sürdürülemez olduğunu gösteriyor” bu ve benzeri sözlerin sahipleri eskiden çevreciler, sosyalistler ya da sosyal demokratlar olurdu. Şimdi ise üstelik giderek artan sıklıkta iş dünyasının karar vericileri tarafından dile getiriliyor. Bu aynı zamanda tehlikenin ne kadar büyük ve tehdidin ne kadar yakın olduğunun da bir göstergesi. İklim Değişikliği ile mücadeleden sorumlu eski Avrupa Komisyonu üyesi, Danimarka eski Çevre Bakanı Connie Hedegaard Suriye’de iç savaşın sebepleri arasında iklim değişikliği temelli kuraklığın getirdiği göç dalgasını gösterdi.

Gelinen nokta bugüne kadar kafaları kuma gömerek “Ne yapalım o, oranın sorunu” deme çizgisini çoktan aştı.

Aslında yerel halklar daima bunun bilincinde oldu. Artvin Cerattepe’de sürdürülen mücadele son yaşadığımız örnek.. Yırca, Gerze, Fırtına Deresi, Kazdağları ve daha onlarcası.. Dünyanın her yerinde yerelin mücadelesi daima var oldu; kimileri kazandı ama çoğu, özel sektörün iştahının devlet terörü ile birleşmesi sonucu geri püskürtüldü. Bu yüzden iklim konusunu özellikle özel sektörün (sayı hayli az olsa da) sahiplenmiş olması hayli önemli.

Yapılacak şey belli: Düşük karbonlu ve iklim değişikliğine dirençli bir ekonomiye geçişin
sağlanması.

Peki, şimdi yeniden baştaki soruya dönelim. Türkiye’nin iklim politikası var mı? Paris’teki COP 21 zirvesine katılan 195 ülke arasında en kötü ulusal katkı beyanının sahibi olarak durum hayli vahim. Şüphesiz birçok belge var ama çoğu kâğıt üzerinde kalıyor tam uygulamaya geçilemiyor. Aslında bunun yanıtlarından biri yine özel sektör temsilcilerinden geldi. TÜSİAD Çalışma Grubu Başkanı ve Sabancı Enerji Grubu Başkanı Mehmet Göçmen bu kadar konut yapıldığını ancak binalarda enerji verimliğinin hâlâ lafta kaldığını söyledi. Neden dersiniz?

Görev ‘Yeşil Yaka’larda

“Dünya yoğun bakıma alınmak zorunda. Bunu yapacak olanlar ise bizler ve genç kuşaklar” TEMA Vakfı’nı, Baltaş Grubu ile “Yeşil Yaka” programını başlatmaya iten cümle bu. Program özel sektör çalışanlarını hedefliyor; aslında amaç beyaz ve mavi yaka çalışanları “yeşil yaka” şemsiyesinde buluşturmak ve artık ciddi biçimde alarm zilleri çalan gezegende tüketim alışkanlıklarından başlayarak birey ve kurumların sorumluluklarının farkına varmalarını sağlamak. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Sadece son 50 yılda sürdürülebilir olmayan yaşam tercihlerimiz, doğanın üçte ikisini geri dönülemez bir biçimde tahrip etti. Doğal yaşamdaki bu olumsuz tablonun sosyo ekonomik yaşama önemli etkileri oldu. Tam da bu nedenle, iş dünyasının yaptıkları ve yapmadıkları çok önemli. Bugünün beyaz yakaları, yarının yöneticileri olacak. Bizim o kesime bazı mesajları çok net vermemiz lazım ki, içinde bulunduğumuz durumu anlasınlar ve gezegene sahip çıksınlar” diyor.