BAŞKANLIK YARIŞI HUYSUZ VİRJİN’İ ARATMIYOR!

Tam bu yazıya oturduğum saatlerde CNN International, ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin aday adayları arasında dudak uçuklatan bir tartışmayı veriyordu. Önseçim maratonunun galibi görünen Donald Trump ile “neo-con”cu Cumhuriyetçilerin adayı Marco Rubio; TV ekranları önünde eşi benzeri görülmemiş bir belaltı kapışmasının kahramanı oldular.

Rubio; meğer Trump’ın elleri için birkaç gün önce kampanyada “küçük” demiş.

Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın hesabına Trump bunun üzerine diğer Cumhuriyetçi adayların yanında kameralar önünde ellerini iki yana açarak izleyicilere gösterdi ve “Bakın şu ellere?” dedi:

“Bunlar mı küçük? Rubio benim başka tarafımın da küçük olduğunu ima eden şekilde bu ellere küçük dedi. Böyle bir sorunum olmadığına dair size temin ederim!”

Stüdyo yıkıldı. Alkış kıyamet, Trump müthiş tezahürat aldı.

‘Reality şov’ tadı

ABD Başkanlık yarışının geldiği düzey bu: bir Huysuz Virjin parodisi.

Eli küçük, ayağı büyük… En son bu lafları Huysuz Virjin programlarında duyduğumu hatırlıyorum.

Dünya alev alev yanarken, Papa dahil… Ötede beride en üst düzeyde “Üçüncü Dünya Savaşı” göndermeleri yapılırken; ABD gibi bir süper gücün başkanlık mevkiine talip olan kişiler, TV ekranında “uzuvlarının büyüklüğünü yarıştırıyorlar”…

Gördüklerim sahici bir seçim kampanyasından çok, “reality sov” gibiydi. Bu rastlantı değil. Trump gedikli bir “reality şov” ustası.

Geçen yıla dek “The Apprentice/ Çırak” isimli bir “reality şov” programını bizzat kurguladı ve yönetti. O nedenle kampanyanın TV tartışmalarına da damardan “reality” mantığıyla yaklaşıyor ve büyük reyting alıyor.

Dün izlediğim bu düzeysiz belaltı vuruş yarışında da doğal olaraktan “reyting”ler anında tavan yaptı. Sosyal medya çalkalandı. İnternet gazetelerinde burada tekrarlayamayacağım başlıklar öne çıktı.

“Uluslararası siyasette bunca keskin bir seviye kaybı hiç yaşandı mı?” diye belleğimi yoklamaya çalıştım. Yakın zamana dek “bunga bunga” partileriyle kamuyu meşgul eden Berlusconi’nin bile Trump’ın yanında kalıbıyla zevahiri kurtaran “beyefendi” gibi kaldığını hatırladım. Zevzeklikleri ve esprileriyle “şok..şok..şok” dünyayı hep şaşırtsa da, Berlusconi’nin bir Akdenizli “şeytan tüyü” vardı. Trump, son TV tartışmasında da görüldüğü üzere katıksız bir bayağılık abidesi.

Küstahlık makbul

Uzun yıllar ABD başkentinde görev yapan bir diplomat arkadaşıma Amerikan politikasındaki bu akıllara seza zemin kaybını nasıl açıkladığını sorduğumda şu yanıtı aldım:

“Reagan Başkan olduğunda, ‘Aktörden başkan olur mu?’ demişlerdi. Şimdi Reagan’ı, Beyaz Saray’a talip olan Trump’la karşılaştırdığımızda, yanında kerli ferli kalıyor. Bu, nereden nereye geldiğimizin kanıtı. Sovyetler’in yıkılması çok şeyi bitirdi. Yalnız siyasetin ideolojik içeriği sıfırlanmakla kalmadı. Kapitalizmin, Sovyet sistemiyle çok katmanlı rekabeti de ortadan kalktı. Arkadan globalleşme çıktı. İnsanlar özgürleşiyor derken duvarlar yükseldi. Küreselleşmenin meydan okumasına insanlık etnik-dini bir yeniden ‘kavimleşmeyle’, ‘ırkçılık’ ve ‘popülizmle’ yanıt verdi. Sanayi kapitalizminin yerini finans kapitalizminin alması da ayrıca çok yıpratıcı oldu. Sanayi kapitalizminin bir yapısı vardı. O yapı çöktü. İşçi sınıfı kalmadı. Sendikacılık tükendi. Bunlar geleneksel siyasetin hep içeriğini dolduran şeylerdi. Son olarak internet teknolojisi siyasette bahsettiğiniz bu ‘reality’ ortamına prim veren iklimi yarattı. Küstahlığın ve teşhirciliğin geçer akçe olduğu yeni bir iklim doğdu. Donald Trump işte bu iklimin ürünü!”