KAVGA VARSA SEVDA DA VAR!

Gerçek ve samimi olan tüm ilişkilerde muhakkak tartışmalar vardır. Çünkü, bu ilişkilerin temeli sevgiye dayanır. Birbirlerini hakikaten seven insanların hayatında kavgalar hiç eksik olmaz. Bu yüzden, bir ilişkide tutkunun, heyecanın ve gelişmenin beslendiği en güçlü kaynaklardan bir tanesi doğal olarak kavgadır.

Kavganın ve tartışmanın olduğu yerlerde, korkulacak ya da şüphe edilecek hiçbir şey de olmaz. Kavga edebilecek kadar cesaretle dolup taşmış yüreklerin saklayacak ya da gizleyecek bir şeyleri yoktur çünkü. Bunun tersine, hiç ses çıkmayan evler nice kuşkularla doludur. Samimiyetsizlikle yaşamaya alışmış ev halkının, aslında hiçbiri birbirini tanımıyordur. Evdeki insanlar birbirlerine her gün yalan söylemekte ve sessizlikleriyle, esasında birbirlerine olan yabancılıklarını anlatmaktadırlar. Bu durumun ulaşacağı en üzücü sonuç mutsuzluktur. Yapmacık bir yaşamın kurbanı olanlar, giderek gerçek olandan uzaklaşarak, hayatın sıkıcılığına mahkûm olmuşlardır. Her ne kadar “Biz mutluyuz”u savunsalar da ve her ne kadar evlerindeki sessizliği uyumluluk veya sevgi diye yutturmaya çalışsalar da, seslerindeki tatminsizlik kendilerini ele verir… Çünkü bu tip insanların henüz anlayamadığı tek bir şey vardır:

Kavga yoksa sevda da yok!

***

Toplumların hayatları da yukarıda sözü edilenlerle paralellik gösterir. Eğer bir halk gerçek manada tartışmayı unutmuş, kavgadan uzaklaşmışsa en başta güvensizlik sorunuyla baş başa kalmıştır. Tabii ki bu vaziyet, “Biz ülkemizi çok seviyoruz!” yalanının da bir ispatını oluşturmuştur öte yandan. Hele ki o ülkede yaşanılanlar giderek anlaşılması zor şeyler haline gelmişse ve buna rağmen toplum sahte bir mutlulukla gözlerini bilerek kör etmişse, işte o halkın ta kendisi vatan hainidir. Sürekli vatan-millet sevdasından bahsetmesine karşın, hiçbir şekilde ses çıkarmıyor ve elini taşın altına koymuyorsa, değil o ülkenin hatta ve hatta tüm dünyanın hainidir.

Şu zamanlar, bu vaziyetin dünyada vücut bulduğu ülke hiç şüphesiz Türkiye’dir.

Toplumumuz ne yazık ki insani fedakârlığı ve sevgiyi unutmuştur; hayatında bunlara dair en ufak bir ize dahi rastlanılmamaktadır. İşte bu yüzden, hainler ülkesi olup çıkmıştır. Ve bu hainliği büyük bir zevkle sürdürmektedir. Yaşananlara suskun kalarak mücadele veremez hale düşmüş, tepkisizliği en temel ilke edinerek saygın bir hayata sırtını dönmüştür. Yaptığı tartışmaların ve ettiği kavgaların da neredeyse hepsi amaçsız ve niteliksizdir. Çünkü bizim bile tartışma diye niteleyerek hataya düştüğümüz bu gürültülerin dayanak noktası sevgi değil, menfaat tutkusu ve hırsıdır. Bu sebepledir ki, bu ülkenin televizyon kanallarında neyi tartıştıklarını bile bilmeyenler, giderek mide bulandırmakta ve oldukça can sıkmaktadırlar.

Kavga etmenin özündeki inceliği kavrayamamış olmak, meclisimize de yansımıştır.

Bundan dolayıdır ki, o çatıda yaşanan tartışmalar, çoğu zaman ilkelliğe kayarak, tekme ve yumrukların baş gösterdiği utanç merkezi haline dönüşmüştür. Böylelikle, seçilenler, sevdadan ve özveriden uzaklıklarını işte bu şekilde kendileri anlatmakta, itiraf etmektedirler.

***

Bir ülke, TV ekranlarındaki anlamsız tartışmalarla ve parlamentosundaki uçan tekmelerle kurtulmaz, kurtulamaz. Amaç gerçekten yanlışları düzeltmekse, bunun tek yolu samimi kavgalardan geçer.

Eğer bir halk, ülkesini hakikaten seviyorsa ve her fırsatta memleket sevdasını dile getiriyorsa, tepkisizliğinin arkasına sığınarak korkak bir tavır sergilemez. Ses çıkarır… Hem de her yerde…

Sınıftaki hoca da, öğrenci de susmaz; ikisi de tartışır, ta ki doğruyu bulana kadar…

Otobüsteki şoför de, yolcu da hiç utanmadan o otobüsün içinde tartışmaya başlar; diğer tüm yolculara ve diğer tüm şoförlere kadar uzanana kadar bu kavga…

Hastanedeki doktor da, hasta da tutuşur kavgaya; ne zaman iki taraf da iyileşir, o zaman son bulur o kavga…

Ne zaman bu şekildeki mücadeleye inanırsa bir toplum;

İşte o vakit anlar:

Kavga varsa sevda da var!