AHMET HAKAN’A ‘AUVV’

Ahmet Hakan bizimle kafa buluyor.

Cuma günü Emine Erdoğan’ın “harem”i öven çıkışını konu etti.

Hanımefendinin, “Harem Osmanlı hanedan üyeleri için bir okuldur. Kadınların hayata hazırlandıkları, hayır faaliyetlerini örgütledikleri bir eğitim yuvasıdır” dediği sözleri var ya… onu mevzu ediyor.

Hakan, Bayan Erdoğan’ın sözlerinin altında “bilimsel otorite” İlber Ortaylı’nın harem hakkındaki ifadelerini de aktarmış…

Ortaylı da -özünde- “haremde” kadınların eğitildiğini anlatmamış mıymış? Ortaylı’nın her dediğine “alkış tutarken”, Emine Hanım’a niye abanılıyormuş?

Zaten “biz böyle”ymişiz…

Hep “söylenene değil, söyleyene bakar”mışız.

“Hoca söyleyince alkış tutar”mışız…

“Emine Hanım söyleyince ‘Auvv’ der”mişiz.

‘Sessiz devrim’in içinde

Emine Hanım, eşinin “sessiz devrim” olarak adlandırdığı; çok şeyin yanında kadının konumunu da Türkiye’de yeniden kodlandıran bir büyük proje kapsamında konuşuyor…

T.C. sınırları dışında dahi duyanlarda şok etkisi yaratan Emine Hanım’ın sözlerini ana akım bir gazetede bu rahatlıkla “normalleştiren” Ahmet Hakan’a da bu durumda “auvv” demek gerekir. Yaşadığımız “sessiz devrim”in şartlarında “söyleyene bakıp” irkilmekten daha doğal ne olabilir?

“Söyleyen”, “first lady”…

Ortam “İz bırakan Valide Sultanlar” toplantısı…

Zamanlama “8 Mart” haftası.

Bu özel kapsamda sarf edilen sözleri; Ortaylı’nın nerede ve ne şekilde söylendiği belirsiz “harem yorumuyla” bir tutulmayacağı ortada değil mi?

Nitekim dünya da bir tutmadı. Deutsche Welle, Russia Today, Guardian, Daily Mail, Independent gibi medyalar eliyle global köyün dört bir yanında Emine Erdoğan’ın “harem” sözleri yankılandı…

Bu medyalardan hiçbiri Ortaylı’nın “harem” değerlendirmelerini haber yapmazken; Emine Erdoğan’ı hemen “AB’nin yeni dostlarını tanıyın: Türk Cumhurbaşkanı’nın karısı, sultanların haremlerinin kadınları hayata hazırlayan eğitim yuvaları olduğunu söyledi”; “Türkiye’nin first lady’si haremi övdü” başlıklarıyla haberleştirdiler.

Haberlerde Emine Hanım’ın bu cümleleri, RTE’nin “Kadın esas olarak anadır” sözlerinin akabinde sarf ettiğine özel bağlamda dikkat çekildi. RTE’nin “doğum kontrolünü” lanetlediği ve “özgürleştirmek, medenileştirmek adına kadınlara zulmedildi” dediği son 8 Mart konuşmaları, gene etraflıca hatırlatıldı.

TC Cumhurbaşkanı’nın “kadın erkek eşitliğine inanmadığını” söylediği defalarca anımsatıldı. Arınç’ın belleklerde yer eden “Nerede o yüzüne baktığımız zaman yüzü hafifçe kızaran, iffet sembolü, haya sembolü kızlarımız? Kadın iffetli olacak. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak!” konuşmasına göndermeler yapıldı…

‘Yabancı ne varsa’

Türkiye’ye dışardan bakanlar dahi Emine Erdoğan’ın bu konuşmasını, kadının konumunda bir büyük U-dönüşün ortasına “cuk” diye oturtabilirken; neden biz “auvv” demişiz de İlber Hoca’ya yaptığımız gibi alkış tutmamışız? Bir bilim adamının icabında tartışılabilecek sözleriyle, yeni söylemlerle tepeden dayatılan farklı bir kadın anlayışının takdimi aynı teraziye vurulabilir mi?

Hakan ikisi arasındaki farkı ayırt edemeyecek biri olmadığına göre, canı bu hafta demek böyle takılmak istemiş…

Bu karabasan atmosferde bu “hafifliğe”, pes! Erdoğan’ların manifestosunda benim en büyük “auvv” dediğim yer; Cumhurbaşkanı’nın evrensel değerlere uluorta açtığı savaş oldu. “Bu topraklara yabancı ne varsa getirip ‘kadın’ diye sundular” diyerek açıkça bu değerlere veryansın eden RTE, İranlı Ayetullahları aratmayan netlikle “kendi değerlerimizle, tarihimizle ve sosyal hayatımızla bağdaşmayan bakışa” çok ağır ifadelerle saldırırken; “durmak yok yola devam” hesabına “Türk tipi kadın hakları”nı da lügata soktu.

Bunlar, kadının uluslararası insan hakları değerlerinin bundan böyle artık kaale alınmayacağının ilanı değilse nedir?