ÜRPERTİCİ TARİH 12 MART

Türkiye’nin yakın tarihinde pek çok “karanlık bölgeler” yer alıyor. Bunlar içinde 12 Mart’ın özel bir yeri var. Dönemin genelkurmay başkanı Memduh Tağmaç, 15-16 Haziran 1970’deki DİSK’in Büyük İşçi Direnişinden sonra şöyle demişti:

-Sosyal uyanış, toplumsal gelişmeyi aştı!

Bir yıl geçmeden de sosyal uyanışın icabına bakılmak üzere tarihe “12 Mart Muhtırası” adıyla geçen askeri müdahale yapıldı.

Toplum cerrahi bir yöntemle şekillendirildi.

Erenköy’deki Zihni Paşa “işkence” köşkü ile aydınların üzerinden zalimce geçildi. Ama bu dönemin en iç acıtan uygulaması idamlar oldu.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan idam sehpasına yollandı. İktidara el koyan generaller, Atatürkçü olduklarını söylüyorlardı. Atatürk “bağımsızlık benim karakterimdir” demesine karşın “Bağımsız Türkiye” diyen gençleri astılar. Asamadıklarını vurdular, işkenceden geçirdiler. Hapislerde çürütmek için yargıladılar. Ağır cezalara mahkum ettiler.

Bugün kara tarihin 45. yıl dönümü…

O kötü günler geride kaldı diyorduk. 1980’de 12 Eylül geldi. Sonra 28 Şubat. 2007’deki 27 Nisan gecesi askerlerin rejime müdahale konusundaki son –başarısız- hamlesi oldu.

Bundan sonrası demokrasi idi. Artık “genç subaylar rahatsız” diye parlamento tehdit edilmeyecekti. Bizim ülkemiz henüz o kadarına hazır değil diyerek insan hakları, demokrasi, hukuk hallaç pamuğu gibi atılmayacaktı.

2010’da bir de Anayasa Referandumu geldi. Hem de 12 Eylül’de… Sivillerin önünde bütün kilitler açılmıştı.

Türkiye “çoğunluk sarhoşluğuyla” henüz tanışmamıştı!

Askerlerin üzerinden sahte davalarla atlayan iktidar, hem kirli geçmişin üzerine sünger çekti, hem de aynı yöntemlerin kendisi için de avantaj olacağını gördü. Türkiye’yi çıktığı sanılan karanlık yollara doğru yönlendirdi yeniden.

Bugün yine 12 Mart. O eski yıllarda kalan 12 Mart ile bugün arasında nasıl bir fark var acaba?

Eski 12 Mart’ta güvenlik kuvvetleri şehirlerde, kırlarda bir avuç genç insanını hunharca katletmeye girişmişti. Bunda başarılı da oldu. Zaten güç dengesi o kadar eşitsizdi ki!.. Ezip geçeriz diyorlardı, ezip geçtiler.

Bu 12 Mart’ta eşitsiz güç dengesi 45 yıl öncesiyle kıyaslanmayacak boyutlarda.

Eski 12 Mart’ta yapılanları savunmak için “efendim devlete baş kaldırmışlardı” diyorlardı.

Bu 12 Mart’ta ise “hendek kazdılar” diye izah ediyorlar, bunca vahşeti, yıkımı, katliamı ve zulmü.

Sevgili Can Dündar 2013’ün 12 Mart’ında yazdığı “12 Mart” yazısında şöyle diyordu:

“Bugün neredeyiz?

Sendikalar ezik.

Üniversiteler suskun.

Medya uysal.

Sokaklar ıssız!”

Yazısını bitirirken de bir iyileşme reçetesi veriyordu:

“Ve işe uyutulan devi uyandırmakla başlamalı!”

Bu yazıdan sadece üç ay sonra Taksim Gezi Parkı’nda Türkiye tarihinin en büyük uyanışı yaşandı!

Gezi Parkı için “kışkırtma” denilenlere en güzel yanıtı 12 Mart döneminde hapse atıldıktan sonra 20 yıl hapis yatan o dönemin öğrenci-gençlik lideri Aydın Çubukçu ince mizahıyla şöyle veriyordu:

-Biz 40 yıldır kışkırtıyoruz, ama böyle bir kalkışmayı başaramadık!

Kimsenin öngöremediği bir patlama oldu Gezi Parkı Direnişi.

Çoğunluk sarhoşluğuyla kendilerinden geçenler dönüp arkalarına bir baksınlar. Bugün itibarıyla utanılacak o kadar çok şey var ki:

-Ürpertici tarih 12 Mart!

Bodrum-Bodrum

Türkiye’de büyük bir yarılma yaşanıyor. Her şeyin iki yönü, tarafı, bölgesi, bakışı var. Üzerine şarkılar, romanlar, filmler yapılan Bodrum ilçesi de böylesi bir yarılmanın parçası oldu.

Bu konuda ilk yaklaşımı HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş yapmıştı:

-Bodrum Cizre’ye uzak değil!

Böylece Cizre ile Bordum arasında ilk bağlantı kurulmuş oldu.

Başka ülkelerin tarihinde 10 yıl 15 yılda yaşanacak gelişmeler bizde birkaç haftada aşılıyor.

Artık iki tane Bodrum var, Türkiye’de…

  1. Muğla-Bodrum!
  2. Cizre bodrum!

Birincisinde son derece keyifli yaşayabilirsiniz.

İkincisinde ise ölümlerden ölüm beğenin!

Acaba Mazhar-Fuat-Özkan ünlü şarkılarını yeni bir düzenleme ile okuyabilirler mi?

-Bodrum-bodrum!