GÜNAHA ÇIKAN SEVAP YOLLARI

Geçen hafta birkaç günlüğüne ve ilk kez gittiğim Rotterdam; dünyanın en büyük limanlarından biri olmasına karşın insanın içinde görsel fırtınalar estirecek, şiirler yazdıracak bir yer değil.

Gerçekten olağanüstü başyapıtların sergilendiği müzeler dışında; kent dokusu matematik bir estetik ve yararlılık kuralına göre oluşmuş.

Eh, böyle olunca defalarca gezmek, görmek isteyeceğiniz bir kent çıkmamış ortaya. Ben de gittim, gördüm, geldim; bir daha da gitmem. Ama Rotterdam’ın sakinlerine rahat, kolay ve yüksek bir yaşam kalitesi sunduğunu kabul etmek zorundayım.

Kentin sunduğu yaşam kalitesine şaşırdığım deneyimi de kaldığım otelde yaşadım.

Rotterdam’ın en ucuz oteli Student Hotel, adından anlaşıldığı gibi üniversite öğrencileri için tasarlanmış; ama normal müşteri de kabul eden devasa bir otel. Odalar geniş, gereksiz hiç bir süs ya da eşya yok, ama eksik de yok. Yatağından banyosuna, televizyonundan çalışma masasına herşey ergonomik, birinci sınıf malzeme ve tertemiz.

***

Otelde ping pong ve bilardo salonları, sinema, toplantı, dinlence alanları, bir de çok hoş kafeterya var. Resepsiyon ve kafeterya başta, tüm personel öğrenci. Vardiyalar halinde çalışan öğrenciler, böylece zaten en ucuza en kaliteli ‘yurt hizmeti’ aldıkları otelden cep harçlığı da çıkarıyorlar.

Öğrencilik yıllarını geride bırakan normal müşterilerin de gençlerle kaynaşmaktan çok mutlu olduğu otel, adeta kuşaklar arası diyalog alanı gibi…

Avrupa’nın her yerindeki öğrenci yurtları gibi, Rotterdam’daki Student Hotel’de de kız erkek birlikte kalıyorlar. Kız erkek ayrımı hiç bir öğrenci yurdunda yapılmaz da, bu otelin özelliği ‘öğrenci olmayan’ müşteri de kabul etmesi…

Ve soruşturdum, hayret ki ne hayret, otelin tarihinde hiç tecavüz olayı yaşanmamış, iyi mi?

Hatta otelde kaldığım birkaç gün içinde dikkat ettim: Kız ve erkek öğrencilerin birbirlerine ilgi gösterdikleri bile söylenemez!

***

İster istemez Hatay Kırıkhan’daki Zübeyde Hanım Anadolu Lisesi’nde hayatı karartılan 15 yaşındaki delikanlı geldi aklıma. Lise müdüresinin, hiç mi hiç hak etmediği makamına çağırıp bir kız arkadaşını öpmekle suçladığı genç, kendisini pencereden attı ve ömür boyu yürüyemeyecek. Müdüre hanıma soruşturma açılmadığına eminim, ama madalya takılmadığına emin değilim.

Keza Ensar Vakfı’yla anılan toplu tecavüze getirilen yayın yasağı gibi, zanlı hakkında istenen 350 yıllık hapis cezasının da ne küçücük çocukların mahvolan hayatlarını, ne de Türkiye’de giderek eriyen bir ahlak ve vicdanı yeniden tesis edeceğine inanıyorum…

***

Hristiyan ülkelerde çocuklara toplu tecavüz, daha çok Katolik Kilisesi papazlarının marifetidir. Protestan Kilisesi’nde pek görülmez. Bu ahlak farkı ve günaha eğilim de Katolik papazların cinsel açlığı, çünkü evlilik ve ilişki yasağıyla açıklanır.

Hollanda, ezici çoğunluğu Protestan bir özgürlük toplumu ve tecavüzle tanınmıyor, anılmıyor.

Ama bu mantık, Protestan papazlar gibi imamların da evlenebildiği İslam dünyasındaki taciz, tecavüz furyası ile Türkiye’de kırılan rekorları açıklamaya yetmiyor.

On dört yılda cinsele odaklı bir cinnet ve cinayet ülkesi olup çıktık. On dört yılda bu suçlar kadar hızla artan sosyolojik olgu ne? Dine dayandırılan kız ve erkek ayrımı, cinsel ve tinsel yasaklar, yobazlık…

Sevap dedikçe günah işlemek, böyle bir şey olsa gerek.

Düşler ülkesinde kimseye ikamet yasağı yoktur.
Julos Beaucarne