BAHARI KARŞILAMA ETKİNLİKLERİ

Türkiye Newroz’un kutlanması gereken bir gelenek olduğunu 1990’larda Kürtler sayesinde öğrendi. En azından ülkenin batısında yaşayanlar için durum aynen böyleydi.

Ama önce bunun bir “terör eylemi” olduğunu öğrendiler. Çünkü gazetelere böyle yazılması gerektiği bildiriliyordu. Bildirenler biri olan general Aytaç Yalman yıllar sonra şöyle diyecekti:

-Öyle yetiştirildiğimizden kültürel hareketleri bile ayaklanma kabul ediyorduk!

Bu bakış açısı ile yıllarca Kürtler namluların ucunda Newroz kutlamaları yaptılar.

Üzerlerine panzerler sürüldü. Kurşun yağmuruna tutuldular. Yakalanıp hapse atıldılar.

Ama vazgeçmediler!

Devlet baktı ki böyle Newroz’un üzerinden atlayamayacaklar, o zaman Batı illerinde ateş yakıp onun üzerinden atlamaya başladılar. Sadece kendileri yapmadılar. Orta Asya ve Kafkaslardan devlet başkanlarını çağırdılar hep birlikte “Devlet Nevruzları” kutlamalarına geçtiler. Sonra da “Nevruz” dediler:

-Türk Dünyasının bayramıdır!!!

Peki Kürtler kitlesel kutlamalara başlayana kadar siz neredeydiniz?

Madem ki Orta Asya ve Mezopotamya coğrafyasında bütün halkların Baharı karşılama şölenidir, o zaman niye kutlayanların arasına katılmak yerine, üzerlerine muharip birliklerini yolladınız?

2016 Türkiye’si yukarıdaki uygulamaların ne uzağına vardı acaba? Sadece iki-üç yıl önce devletin –sorun çıkartmayacağız- garantisiyle Diyarbakır’da kutlanan devasa Newroz şölenlerinde İmralı Adasında 1999’dan beri hapiste bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın mesajları hem Kürtçe hem de Türkçe olarak milyonlara okunabiliyordu. Merkezi, yandaşı, candaşıyla bütün televizyonlar da bu kutlamaları “canlı” yayınlıyorlardı.

Yaşayarak gördük ki, Newroz kutlamasıyla ülke bölünmüyor.

Ama Aytaç Yalmanların yanlış bilgilerle donatılmış kafaları yine en yüksek kademelere yerleşmişler. Newroz/Terör eşleşmesi yapıyorlar.

Devlet kutlama yapıyorsa, bayramdır. Kürtler bağımsız kutlama yapıyorlarsa o zaman terör eylemidir!
Bu sahtekarlıkları bir kenara bırakıp gerçekler üzerinden yürürsek açık olarak görebiliriz ki: Newroz’u 1990’larda ülkeye Kürtler öğretti!

Onun için 21 Mart’ta baharı karşılamak isteyen bütün ulusları tebrik edelim, ama Kürtleri de ihmal etmeyelim:

-Newroz Şöleni!  
 
O giderse ben varım!
 
Genç vali (33 yaşındaydı) bir buçuk yıllık görev süresi içinde en tepe yöneticisi olduğu şehirde “hiç yasa dışı gösteri”nin yapılmamış olduğunu iftiharla söylüyordu. Neden diye sorulduğunda ise şöyle diyordu:

-Hepsine izin verdik de ondan! İzin vermezsen yasa dışı olur, verirsen yasal!

Göstericilerin Valilik önünden geçerken sergiledikleri ağırbaşlılığın da altını çiziyordu:

-Ben onların arasında olsam, şuradan geçerken elimle binaya doğru bir “V” (Victory-Zafer) işareti yapardım. Ama onu bile yapmadılar!

Genç Vali özgürlüklerin her şeyin ilacı olduğunu anlattıktan sonra Rabindranath Tagore’dan şu dizeleri okuyordu:

Düşüncenin her korkudan azad olduğu bir ülke
Bir ülke ki, insanları dimdik,
Dünya duvarlarla bölünmemiş,
Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır,
Emek kemale uzatır kollarını.
Aklın ırmağı alışkanlıkların karanlık çölünde kuruyup gitmemiş,
Ne olurdu Tanrım!
Benim yurdum da böyle bir ülke olsa!

Şimdi bu genç yöneticiyi yazıyorum, şaşırmayın:

Batman Valisi Efkan Ala!

O zamanlar sadece Batman’dan sorumlu idi. Şimdi İçişleri Bakanı, Türkiye’nin bütün vilayetleri onun sorumluluğunda… 12 Yıl önce bu satırların yazarına okuduğu Tagore şiirinin bir satırını alıp okusa ve de uygulasa…

Tabii uygulayabilse…

“Ne olur Tanrım” dese, “benim yurdum da böyle bir ülke olsa!”

Acaba bir anda kendini imzacı akademisyenlerin yanında bulur mu?

Burası Türkiye her şey olabilir. O zamanlar kendisi için “Aa o mu Fethullahçıdır” deniliyordu. Şimdi “Cemaatin avcısı” haline geldi!..

Bu ülkede artık her an her şey olabilir. Lideri konuşurken duygulanıp gözyaşlarını tutamayan – eski TBMM Başkanı, Eski Başbakan Yardımcısı, eski Genel Başkan Yardımcısı eski Hükümet Sözcüsü- Bülent Arınç bile “o zat” mertebesine indirildikten sonra…

Türkiye’nin oynak dengeleri hiç umulmadık anda harekete geçebiliyor. Baksanıza en sağlam mevkide bulunan kişi bile durup dururken “Eğer ben gidersem…” gibi cümleler kurabiliyor.

Sahi o giderse biz ne yaparız?