FEDERİCA’NIN GÖZYAŞLARI

İstanbul’da Avrupalı konsoloslar teröre karşı tam bizim İstiklal’de, “Korkmuyoruz, buradayız!” yürüyüşüne geçtikleri sırada, ekranda bu defa da Brüksel’i vuran IŞİD terörünün görüntüleri belirdi…

Kaç kez geçtiğim Brüksel Zaventem Havaalanı tanınmaz hale gelmiş. Tavan göçmüş, bagajlar savrulmuş, kan revan içinde yolcular can korkusuyla hangi köşeye kaçacağını şaşırmış…

“Avrupa’nın kalbi” diye bildiğimiz kentin havaalanı enkaz olmuş.

Son dönemde baş edilmez krizlerin birinden diğerine savrulan Avrupa’nın çaresizliğini görüntüleyen bir fotoğraf buysa, ötekisi AB Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin gözyaşları oldu.

Dün Cumhuriyet’in manşetinde görmüşsünüzdür.

Ama internetten izlemenizi salık veririm…

Saldırıyı bir basın toplantısında öğrenen Mogherini, resmi açıklamalar sırasında önce gözyaşlarını tutmaya çalışıyor. Ama tüm çabalarına rağmen kendisine hâkim olamıyor. Ve çocuk gibi boşalıyor, hüngür hüngür ağlıyor. Mogherini’nin asabı o kertede bozuluyor ki kendisini izleyenlere sırtını dönerek kürsüyü terk ediyor, konuşmasını sürdüremiyor.

Sorun AB’nin içinde

Koca AB dış politika ve güvenlik yüksek temsilcisini bu kertede savunmasız bırakan şey, temsilcinin ayaklarının altından “Avrupa”nın kayıp gittiğini doğrudan hissetmesidir.

Biz dışardan bakanlar bile -art arda yaşanan Yunanistan krizlerinde, sığınmacı krizinde ve Schengen bunalımında- sürekli hissediyoruz da; Mogherini mi o boşluğu hissetmeyecek?

“Temsilcinin” sinirlerini laçka eden şey son kertede, Avrupa’nın terör konusunda da kendisini çıkışı görünmeyen bir fasit daire içinde bulması…
“Terörle savaş” adı altında sözde Avrupa kıtasının sınırları dışında bir dizi iddialı girişim ve operasyona imza atılırken; “radikal İslam” ve IŞİD Brüksel’de kök salmış…

Avrupa kurumlarının bulunduğu Brüksel’in ortasında yuvalanmış…

O derecede yuvalanmış ki, Paris saldırısının faillerinden Salah Abdülselam’ın dört ay boyunca arandığı kentte güvenlik en üst düzeye çıkarılmışken kentin bir numaralı uluslararası havaalanında, acayip şaşırtıcı bir lojistik ve teknik olanaklarla bu son eylem yapılabilmiş…

Havaalanı saldırısının şoku geçmeden ilaveten AB Parlamentosu ve komisyonu görevlilerinin kullandıkları Maalbek metro hattında derken ikinci saldırı hayata geçirilmiş…

Kurumlarıyla bulunduğu kentte dahi etkili olamayan AB, bu haliyle kıtanın yazgısına nasıl hâkim olacak ki?

Mogherini’nin gözyaşlarının ardında tüm bu paradokslar var…

Kâbus niye engellenemedi?

Belçika…

II. Dünya Savaşı’nın ertesinde Fransa, Almanya ile rekabet edecek kertede önemli bir ülke olmadığı için AB’ye ev sahipliği yapması için özellikle tercih edilmiş…

Ama aradan geçen 50 kusür yılda AB fazlasıyla dallanıp
budaklanırken, Belçika büsbütün zayıflamış…

Kendi birliği bile tehlikede olan Belçika’nın bugün müthiş bir güvenlik zaafı var.

Ülkenin Flaman ve Valon güvenlik aygıtları birbirleriyle işbirliği yapmıyor. Ve toplam istihbarat birimlerinin sayısı “1000”i geçmiyor.

Bu zaaf, AB’nin de zaafına dönüşüyor. El Kaideciler, El Nusracılar, IŞİD’ciler; Belçika’nın bu boşluklarından yararlanarak yıllardır AB’nin başkentinde at koşturuyorlar.
Böyle olmasa Salah Abdülselam gibi azılı bir terörist; kırmızı bültenle arandığı dönemde dahi yaşadığı mahalleden burnunu çıkarmadan burada 4 ay saklanabilir miydi?

Bu süre içinde düşünün ki Brüksel’de OHAL ilan edildi. İnsanlara zaman oldu evlerinden çıkmamaları söylendi.

“Cihatçı avı” için istasyonlar, metrolar, alış-veriş merkezleri, resmi binalar, restoranlar, kafeler, spor salonları kapatıldı. Eğlence programları, ve konserler iptal edildi…

Bir dönemin güvenli, refah Avrupa’sının simgesi olan Brüksel, sürreel bir hayalet şehre döndü.

Üstüne bu büyük operasyonlar bir işe yaramadı. Korkulan en beter kâbus senaryosu engellenemedi. Ve önceki gün olanlar oldu.

Mogherini ağlamasın da şimdi kim ağlasın?