NE DEMİŞTİK?

Gizli istihbarat jargonunda « espiyonaj » diye kibarlaştırılan casusluk, kaba güçten çok zekaya dayalı bir meslektir.
Ajan ile « ajans » arasındaki bağlantı herhangi bir nedenle koptuğunda doğan boşluğu, kabak gibi açıkta kalan sahadaki casus, zekasıyla doldurmaya çalışır.

Tabii bu durum, her iki taraf için de sürpriz sonuçlara yol açabilir.

Emir makamıyla icraat memuru arasındaki iletişim, taraflardan birinin kastıyla da kesilebilir. Böyle bir kastın, elbette bedeli vardır. Espiyonaj aleminde böyle bir bedel ya kaybolarak, ya da ölerek ödenir.

Kaybolan casus, hayatta kalır. Ama adı, kimliği, yüzü, herşeyi değişir. Yeni bir hayata başlar. Ölen casus ise « kayıplar » alemine karışamayacak kadar ağır bir suç işlemiş demektir.

İran’da idam cezasına çarptırılan Babek Zencani ve ABD’de tutuklanan Rıza Sarraf; ikincisinin ablak görünüşüne rağmen hiç de aptal sayılmazlar… İkisi de ana dilleri Farsça dışında sular seller gibi İngilizce ve Türkçe biliyor.

Uluslararası borsa, tahvil, altın alım satımı vb. konularında hem de kaçakçılık yapacak kadar uzmanlar!

***

Rıza Sarraf’ın ABD’de tutuklanması konusunda, kimi aptallık edip kendi ayağıyla tuzağa düştüğünü söylüyor, kimi canını kurtarmak için « ötmeye » gittiğini.

Oysa istihbarat alanında olasılıklar çoğuldur. Bazen de iç içe geçerler. Sarraf’ın kara para avcısı Savcı Bharara’nın eline düşmesine şöyle bir senaryo da yazılabilir:

Rıza Sarraf, 2011 yılında Hüseyin Necefzade aracılığıyla İran’ın Ruhani lideri Hamaney’e ilettiği mektupta ülkesine yönelik ambargoyu delmeye «milli ve ahlaki görev » gereği talip bir ekonomi mücahididir. T.C. yurttaşı olduktan ve hatta Zencani kaçtıktan sonra da İran’la bağlantısı asla tam anlamıyla kopmamış, bir biçimde sürmektedir.

Miami’ye doğru yola çıkmadan kısa bir süre önce, İran’daki patronuna mesaj iletir: «FBI ve CİA bana haber gönderdi. Geceyarısı İstinye’de buluştuk. Hazırladıkları raporu önüme koydular. Oraya gidip herşeyi anlatırsam, hem kendimi kurtarabilirim, hem sizi… »

İran’dan « olur » gelince de uçağa binip ABD’ye uçar.

***

Sarraf’ın Türkiye’ye sığındığını ve İran’dan bucak bucak kaçtığını düşünenler, böyle bir senaryoya inanmayabilirler.  

Öyleyse izin verin, övünmek gibi olsun:

İran’a konulan ekonomik ambargoyu, parasal bedeli Türkiye üzerinden gidiş gelişi sağlanan kaçak petrol ve altın ticaretiyle delen bu iki adamın önleri kadar sonlarını da 12 Şubat 2014’te yayımlanan « İki zahit bir ahit* » ile 16 Nisan 2014’te yayımlanan « Ortaya karışık düşünceler** » başlıklı yazılarımda yorumlamıştım.

Bugün, her iki yazının satır satır doğrulanmasını ve öngördüğüm gelişmelerin tek tek gerçekleşmesini izliyorum.

Bu yazılarda Babek Zencani ve Rıza Sarraf’ın, İran’ın « zahitleri » olduğu savını ortaya attığımda; ortada ne Hüseyin Necefzade’nin adı vardı, ne de Sarraf’ın onun kanalıyla Hamaney’e ilettiği « ekonomik cihad »ın bir neferi olarak ülkesine hizmet etmek dileği… Rıza Sarraf’ın zahitliği, artık bu mektupla kanıtlı.

Keza CİA ve FBİ’ın 2011’den öteye Zencani ile Sarraf’ın dünyada döndürdüğü kara paranın peşine düştüğü, Savcı Bharara’nın iddianamesiyle doğrulandı.

***

Henüz doğrulanmayan tek bir savım kaldı: Her ikisinin de ortadan kaybolacağını söylemiştim. Sözümün hala arkasındayım.

Günün birinde Babek Zencani’nin asıldığını duyar, okur, hatta fotoğraflarını görebiliriz. Ama gördüğümüz, aldatmacadan ibaret de olabilir.

Sarraf’a gelince… Amerikan yargısı, elbette ne bizimkine benzer, ne de İran’dakine. Şahıs için daha şeffaf, daha uluorta bir «kayboluş » bekliyorum, doğrusu.

Ama 300 milyar doları kapsayan bu kara para takibinde, kaybolmayacak, hatta ortaya açılıp saçılacak daha nice ilişkiler var. Onları da 24 Ağustos 2014’te yayımlanan « Türkiye kokuyor mu? » başlıklı yazımın son tümcesinde bulabilirsiniz:

« Türkiye’yi babasının çiftliği gibi yönetenler, bilmem haklarında kanıt toplandığının farkındalar mı? »

*İki Zahit Bir Ahit

**Ortaya Karışık Düşünceler

Salak pazara çıkınca, esnaf bayram eder.
Amerikan Atasözü

YAĞMUR ÜNİVERSİTELERİ

Unut rüzgarların adlarını
boş ver
burası Ankara
her yerden eser
yağmur üniversiteleri vardı
çok önceleri
gencecik gözlere sevmeyi 
öğretirlerdi
bulutlardan öteye yükselirdi
yürekleri
içlerinden biri gizlice
at yarışlarına giderdi
ve hep beraber akşamları
Enver Gökçe’den şiirler 
okurlardı
sonra sıra kavgalarına
gelirdi
içlerinden biri gene gizlice
yaban ellere gitmişti
zamanlarla ölümler
peşlerinden koşturmuştu
her şey unutulmuştu
rüzgar adları bile

A.KADRİ ERGİN