CEHALETE ÖVGÜ

Sonunda bu da oldu. Adamın biri çıktı. Cehalete övgü düzdü. Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Bülent Arı, hafta içinde katıldığı bir TV programında diyor ki:

-Bizde de şimdi okuma oranı arttıkça beni hafakanlar boğuyor. Ben daha çok cahil ve okumamış, tahsilsiz kesimin ferasetine güveniyorum bu ülkede.

Sayın Rektör Yardımcısı daha ileri gidip ekliyor:

-Ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış, hatta ilkokul bile okumamış olanlardır.

-Okumuşlardan korkuyorum, pratikte en tehlikeli kesim üniversite mezunlarıdır.

-Erdoğan giderse başımıza felaket gelir.

Doğrusu Sayın Arı’ya teşekkür etmek gerekir. Çünkü cehalete övgü 2016 Türkiye’sine hele hele onun üniversitesine çok yakışır.

Cehalete böylesine meftun olmak, üniversite mezununun kafasının karışık olduğunu anlamak için bunca yıl dirsek çürütmek, unvan almak kolay değil.

Gerçi durumda bir bit yeniği yok da değil.

Sayın Arı üniversite mezunlarının kafasının karışık olduğunu, gerçeğe varmak için esas güvencenin cahil kesimin ferasetinde yattığını söylüyor. Eğer bu doğruysa üniversite mezunu olduğuna göre, cahil ferasetini yitirmiş olan kendisinin saptamalarına nasıl itibar edeceğiz?

***

Her neyse bir zamanlar ülkemizde cehalet bu denli revaçta değildi.

Cumhuriyet, geri kalmışlıktan kurtulmanın çaresini eğitim seferberliğinde görmüş, o yönde büyük hamleler yapmış, yaşamda en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu düşünerek, eğitimin, aydınlanmanın ışığını köylere kadar ulaştıracak Köy Enstitülerini yaşama geçirmeye uğraşmıştı. Köy Enstitülerine egemen olan, cehaleti yenme çabası, laik eğitimin temeli olan sorgulayıcı yöntem, Bülent Arı örneği kişileri telaşlandırmış, eğitime karşı “cehaletin ferasetini” tekrar egemen kılmak isteyenler Köy Enstitülerini yok ederek, işe başlamışlar, sonra yıllar boyunca Cumhuriyetin varlığının temelini oluşturmuş olan laik eğitime sürekli saldırmışlardır.

Onların öngördükleri Cumhuriyetin çağdaş uygarlık yarışında üst basamaklarında yer alma gibi bir kaygısı olmadığından eğitim ve sorgulayıcılığa dayalı demokrasi, iyiden çok yetersize yakınların egemen olduğu “mediokrasi”ye doğru evrilmişti.

Aslında, yetersiz ortalama adamın egemenliği demek olan “mediokrasi”nin, bütün demokrasiler için oluşturduğu tehdidi gidermenin yolu, eğitime verilen öncelikti.

Türkiye’de ne yazık ki, gelişme böyle olmamış, bir yandan demokrasiye doğru yöneliş olurken eğitim gitikçe gerilemiş ve yetersizler cumhuriyetini ateşleyecek olan “mediokrasi” iyice palazlanmıştır.

***

Mediokrasinin gittikçe güç kazanmasından şikâyetçi olanlar, onun, üzerinde durulması mümkün olmayan kaygan bir zemin olduğunu bütün çabalarına karşın anlatamamışlardır.

Türkiye bugün mediokrasi aşamasını geride bırakmış, profesörlerinin bile cehalete övgüler düzdükleri bir “idiotkrasi”, Türkçe deyimiyle “ahmakkrasi” evresine varmıştır. Hiçbir şeyi sorgulamayan kendini biat kültürünün teslimiyetine bırakmış olanların egemenliği olan “ahmakkrasi”de de toplumlar, kimilerinin iddia ettiklerinin tersine, yok olmazlar, varlıklarını sürdürürler. Yalnızca arada demokrasilerin kimi kurum ve kavramları biraz değişikliğe uğrarlar. Örneğin “karizma”nın yerini “kerizma”nın alması gibi…

Bu ve benzeri değer yargıları değişiklikleriyle birlikte Türkiye’de de olduğu gibi, cehalete övgü düzen rejimlerde de toplum, şekil değiştirerek varlığını sürdürmeye devam eder.

Cehalete övgü düzülen ahmakkrasi koyulaştıkça, muhalefet de azalır. Çünkü çevrede durumdan rahatsız olan pek kimse kalmamış, kalanlarda da, çıkacak ses tükenmiştir.

Şimdi o evreye doğru, dolu dizgin yol almaktayız.

Yaşasın cehalet ve bize mutluluk veren “feraseti!”