‘EYY MERKEL’ SEN KİMSİN?

Bundan böyle yalnız “Erdoğan anlatılmaz yaşanır” gibi övgülere muhatap olan kulaklar, “kefenimizle geldik, ölümüne seninleyiz!” tezahüratlarıyla şahlanan; “Mazlumlara sırdaş /gariplere yoldaş olan/Gücünü milletten alan/suskun dünyanın hür sesi Recep Tayyip Erdoğan” marşlarıyla okşanan bir ego…

“İsraf içinde yaşıyor kendisi/Boğaziçi’nin efendisi” diye bangır bangır bağıran bir şarkıya nasıl tahammül eder?

Bu Almanlar çok garip…

Neler demişler asrın liderimiz için…

Asrın liderimize büyük saygısızlık yapan şarkı, Google’a “Erdowie, Erdowo, Erdogan” yazdığınızda klip görüntüleri eşliğinde hemen önünüze geliyor.

Dünyanın hayal etmekte zorlandığı 1000 odalı “külliye” görüntüleri ile başlıyor.

“Onun istemediğini yazan bir gazeteci varsa inan/Ertesi gün tutuklatır Erdoğan” diye devam ediyor. “Gazete hemen kapatılır/Fazla düşünmez ve gece boyu gaz ve TOMA’yla dolaşır” sözleriyle sürüyor.

‘Atı günbatımına sürüyor’

Almanlar “Dombra”dan belli ki hiç ilham almadıkları için, “gücünü milletten alan suskun dünyanın hür sesi”ni bir sansürcü gibi takdim etmişler…

Tövbe hâşâ. Tövbe estağfurullah!

Uydulardan atılan TV kanalları, başlarına kayyum atanan gazeteler, müebbetle yargılanan gazeteciler hep aslında Tümbuktu’da olan şeyler ama iftirayla burada Recep Tayyip Erdoğan cumhuriyetinde yaşanıyormuş gibi anlatılıyor.

Sonracığıma efendim…

Her daim cennetin ayakları altında olduğu vurgulanan kadınlar için de…

“Kadınlara eşit haklar var/onlar da dövülüyor sürekli” gibi ileri geri laflar ediliyor.

Sümme hâşâ…

Bu topraklarda kadına el kaldırıldığını, yan gözle bakıldığını bilen, duyan biri varsa beri gelsin…

Şarkıda “seçim sonuçları kötüyse/(sandığı) düzelinceye dek sallar, karıştırır ülkeyi” sözleri gibi siyasi gelişmelerle hiç ilgisi olmayan palavralar sallanıyor.

Hadsiz klip bunlar yetmezmiş gibi, asrın liderimizin bir “attan düşme” sahnesi ile tamamlanıyor. Son sahneye “(Erdoğan) atını günbatımına doğru sürüyor” sözleri eşlik ediyor. E nerden baksanız Almanlar tabii bizim “üçüncü havaalanını” kıskanıyor.

Yoksa o üçüncü köprü müyü?

Köprü müydü, havaalanı mıydı.. karıştırıyor olabilirim. Ama Almanların çok kıskandıkları “üçüncü” bir şey vardı hani.

O yüzden sonunda ortalarından işte “çat” diye çatlamışlar ve asrın liderimiz için böyle daldan dala çekememezliklerle dolu saçma bir klip yapmışlar.

Haşmetmeabı tahkir…

Asrın liderimizi bu haksız saldırılar hedef alınca, devletimiz sanki hedef alınmış gibi olmuş.

Hal böyle olunca Dışışleri, Alman büyükelçisini nota ile uyararak bu münasebetsiz şarkının derhal Alman devlet TV’si sitesinden kaldırılmasını istemiş.

Eskiden Latincede bu durumlara “laesae majestatis” yani haşmetmeabı tahkir/tezyif denirdi. Kim işlerse işlesin büyük suç sayılırdı.

Suçu işleyen şahıs ise kellesini yitirirdi.

Devlet ise “savaş nedeni” sayılırdı.

Asrın liderimiz yeriliyor diye şimdi Alman büyükelçisini çağırıp nota vermek, böyle bir “laesae majestatis” portresine tekabül ediyor.

Büyükelçi Dışişleri’ne yanında Alman anayasasıyla gitmiş. “Bakın Almanya’da basın özgürlüğü anayasal haktır!” demiş.

İlahi.

“Laesae majestatis” ve “anayasal hak” hiç yan yana gelmez ki. Zaten konu tam da bu.

Bunlar apayrı dönemler ve çağların kavramları… Hem bize ne Alman anayasasından…

Asrın liderimiz geçende diplomatlara daha kendi ağzıyla; “Burası Türkiye!” diye hatırlatmadı mı?

Haşmetmeabı tahkir/tezyifi… Can Dündar ve Erdem Gül davası vesilesiyle de görmüş olduk…

“Laesae majestatis” bu topraklarda icabında müebbete varan hapis cezalarıyla cezalandırılan bir suç haline geldi.
Hâlâ anayasa kitapçıklarını referans gösteren Alman büyükelçisi başka bir gezegenden gelmiş gibi.