DİRENMEK DEMEKTİR YAŞAMAK

Direnmek… Sahip olduğumuz en güçlü kelimelerden bir tanesi… Hayata tutunabilmenin ve devam edebilmenin tek çıkar yolu… En zengininden en yoksuluna, en akıllısından en akılsızına kadar istisnasız herkesin gerek duyacağı tek şey…

Bu yüzden, direnişlerin, isyanların ve mücadelelerin hazzını yaşayabilmek kadar değerlisi yoktur hayatta. Gerçek başarı dediğimiz şeyin güzelliği de işte bu duyguda saklıdır. Bir şeyleri elde edebilmek için, eğer gerçekten direniş gösterilmişse, bu, bir insanın sahip olabileceği en mükemmel sonuçtur. İçinde insana ve yaşama dair her şeyi barındırır, sevgiden tutun da azme kadar…

***

Eğer insanoğlu direnmek gibi müthiş bir kabiliyete sahip olmasaydı, şu anki dünya şimdiki halinden çok daha farklı olurdu; belki de hiç olmazdı bile. İnadına yaşamak yerine, her şeyden vazgeçmek tercih edilseydi, dünya sadece ölüler yığınından ibaret olurdu. Çabalamak ve çalışmak yerine tembellik ve acziyet seçilseydi, insanlığın tümü açlıktan kırılırdı, tıpkı dünyanın bir takım yerlerinde şimdi olduğu gibi. Yahut boyun eğmek, verilen tüm mücadelelerin önüne geçmiş olsaydı, dünyaya hâkim olan sessizlik herkesi deli eder, dünya oldukça can sıkıcı, berbat bir görünüme girerdi.

İyiki direniş varmış ki medeniyetler kurulabilmiş…

İyiki doğanın ve hayatın zorluklarına inat, yaşamakta ısrarcı olunmuş ki, en aşılamaz gibi görünen yollar bile
geçilmiş…

İyiki son nefesine kadar mücadele etme hissi kaybolmamış ki, insanoğlu bir şekilde hep daha iyiyi yakalayabilmiş…

İyiki ölümü dahi reddedebilecek kadar direniş ruhuna sahip olunmuş ki, zamanının en çaresiz gibi görülen hastalıkları bile iyileştirilmiş…

İyiki isyanlar her zaman varolmuş ki, krallar, padişahlar, diktatörler bir şekilde devrilmiş ve o süslü koltukları yıkılmış…

***

Tek bir kişiyle veya azınlıkla hiçbir şey yapılamayacağına ya da değiştirilemeyeceğine inananlar, direniş duygusunu zerre kadar tanıyamamış ve kaçınılmaz olarak sistem kölesi daha da doğrusu sistem aşığı olmuş karakterdirler. Ve bu tip kişiler, içinde bulundukları toplumlar için oldukça büyük tehlike arz ederler. Hayata olan sığ bakışları ve kendilerine olan güvensizlikleri bütün bir toplumu hasta etmeye yetecek seviyededir. En başta, mücadele ruhunu, nicelikle değerlendirmeye kalkışmak bile bu ruhtan uzak olunduğuna dair oldukça kuvvetli bir kanıt oluşturmuştur.

***

Mantıksal değerlendirildiğinde, sorunlu bir sosyal yapının çoğunluğuna hükmedenler zaten yine sorunlu, problemli ve zararlı kişiliktedirler. Böyle bir noktada, varolan sorunların tedavilerini, sayıca üstün bu hastalıklı çoğunluktan beklemek hiç de akıl kârı değildir. Problemin, problemi yaratan unsurlarla çözülebileceği düşüncesi, yalnızca ütopik bir hayalden ibarettir. Asıl çözüm, kendini bu çoğunluktan ayrı tutarak, farklı olduğunu iddia edenlerdedir. Bunlara ister azınlık, ister muhalefet, ister başka bir şey deyin… Buradan çıkacak tek bir ses bile belki de her şeyi, olması gerektiği gibi yapmaya yetecektir.

Bunun gerçekleşebilmesi için, bu sesten ve bu sesi takip edeceklerden tek bir şey beklenmektedir:

“Direnmek demektir, yaşamak!” fikrine tutulmuş ve bu aşktan vazgeçemeyecek kadar delirmiş olmak…