KIRK KATIR İLE KIRK SATIR ARASINDA

Geçtiğimiz Pazar ve Pazartesi günleri (10-11 Nisan 2016) iki gazetecilik ödül töreni vardı. 10 Nisan’da Metin Göktepe Ödülleri kazanlara verildi. 11 Nisan’da ise Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başarı Ödülleri büyük bir törenle dağıtıldı.

Her iki “ödül” de önemliydi. TGC bu alanda en eski ve devamlılığa sahip prestijli bir ödül olarak kabul ediliyor.

Bu yıl 19. defa yapılan Metin Göktepe Ödülleri ise daha farklı bir geçmişe sahipti. Gözaltında (yani devlet korumasında) iken polisler tarafından kaba dayakla dövülerek öldürülmüştü Metin. Basın tarihinde bir benzeri daha görülmemiş fikri takiple dava gazeteciler tarafından toplu olarak takip edilmiş, katil polisler de ilk kez mâhkum edilmişlerdi.

Metin Göktepe Gazetecilik Ödülünün birincisi 1997’de TGC Başkanı Nail Güreli’ye verildi. Davayı izleyen bütün gazeteciler adına. Güreli daha sonraki yıllarda “şimdiye kadar çok ödül aldım” diyecekti:

-Ama Metin Göktepe Ödülü benim için en anlamlı olanıdır!  

Gerçekten de o yıllarda çok iyi gazetecilik yapılmıştı. Özellikle de “merkez medya” açısından…

Artık “iyi” gazetecilik, başarılı gazeteci açısından işten atılma nedeni haline geldi. Bu merkez medya açısından
böyle…

Alternatif medya açısından ise “iyi” gazetecilik doğrudan ölüm nedeni… Özellikle de Kürt gazeteciler için…

Metin Göktepe’de “Görüntülü Haber” Ödülünü alan İMC TV kameramanı Refik Tekin, ödül altığı görüntüleri çekerken güvenlik kuvvetleri tarafından vuruldu! Ama o çekime devam etti!.. Kurşunlar bile onu gazetecilikten alıkoyamadı!

Bir başka ödül sahibi genç gazeteci Beritan Canözer ise haber yaparken gözaltına alındı. Tıpkı Metin Göktepe gibi…

Metin, kendisi gitmişti polis barikatını aşmak için konuşmaya. Zalim bir polis şefi “alın bunu” demişti, Evrensel muhabiri olduğunu öğrendiğinde. Beritan ise polis tarafından tespit edildi: “Yürüyerek heyecanlı, çekim yapmak” suçu(!) ile gözaltına alındı ve tutuklandı. Üç ay hapsedildi.

Refik Tekin koltuk değnekleriyle geldiği ödül töreninde konuşmasını yaparken boğazı düğümlendi, gözleri doldu, yutkundu, sustu! Tam bu sırada  en önde oturan Metin’in annesi Fadime Göktepe’nin yüzüne evlat acısı oturdu yeniden bir kere daha…

TGC Ödül Töreni sırasında ise benzerlikler ve farklılıklar yaşanıyordu. Ödül alanlar mikrofona geldiklerinde şöyle diyorlardı:

-Bu ödülü benimle birlikte yapan ama şimdi işsiz olan arkadaşım için alıyorum!

Bir başka ödüllü gazeteci:

-Şu anda ben de işten atılmış bulunuyorum! Artık ödüllü haberi yaptığım kanalda değilim!

Bu vurgu çok sık yapıldı. Gazeteciliğin fiili merkezi olan İstanbul’da iyi gazetecilik yapanlar sadece bu yüzden işlerinden atılıyorlardı. Son dönemde gerçek haberciliğin merkezi olan Diyarbakır-Sur, Cizre, Nusaybin’de ise iyi gazetecilik “ölüm” getiriyordu.

Metin Göktepe ve TGC Ödül törenlerinde ortaya şu gerçek iyice ortaya çıktı:  

-Gazetecilik kırk katır ile kırk satır arasında!
 
Tecavüz yanlıları!
 
Karaman’da ortaya çıkan “Çocuk Tacizi-Tecavüzü” skandalıyla ilgili olarak Türkiye kamuoyu ikiye ayrıldı:

-Tecavüz karşıtları-Tecavüz yanlıları!

Çocuk tecavüzlerine karşı çıkanların nedenleri çok açık: İnsan olmak!

Ancak “tecavüz yanlıları” olarak görünenleri anlamak kolay değil.

Yalnız bu konuda bir saptama yapmak gerekiyor.

Tecavüzlerin meydana geldiği vakfı savunanların tümü tecavüzcü değiller elbette…

Ama onların da bir şey yapması lazım: Sadece, tecavüzlere karşı çıkanları eleştirmekle yetinmemeliler.

Acıcık da bu vakıfla ilgili sorular sormalılar:

-Neden hep bizim cenahta böyle şeyler oluyor?

Bunu yapmak yerine ısrarla vakfı, icraatlarını, hayırlara vesile olan çalışmalarını savunuyorlar.

E o zaman da diğer taraf açısından haklı olarak itham ediliyorlar:

-Tecavüz yanlıları!