CAVLAK FİLLER GEZİYOR ŞİMDİ

Canlıların kalıtımsal nitelikleri arada bir değişir. Darwin, bu değişiklikler sonunda doğa koşullarına en iyi uyum sağlayanlara sahip olanların yaşama ve çoğalma şanslarının artacağını anlamıştı: Buzul çağlarında yeryüzünde tüyü bol mamutlar dolaşırdı; havalar ısınınca bunlar yok oldu, yeryüzünde ağda yaptırmışçasına cavlak filler geziyor şimdi.

İnsanlardan değişen sosyal koşullara en iyi ayak uyduranların toplumda başarılı olacağını ileri sürenler var; bu görüşe, “Sosyal Darwincilik” diyorlar.

Böyle bir şey geçerliyse demokrasinin var olduğu yerlerde, bir sürü kurala, yasaya ayak uydurabilen, birçok vatandaşıyla iyi geçinebilen yükselecek, hoş mevkilerde tüneyebilecektir. Ancak bu, eziyetli ve güç bir şeydir.

Demokrasisi kıt yerlerde yaşayanlar bu açıdan çok daha şanslıdırlar: Bin kişinin hoşuna gitmeye çalışacaklarına tepede kim çöreklenmişse sadece ona yaranır, böylece gül gibi geçinip giderler.

Bu açıdan bakıldığında “başkanlık sistemi” denen ve tek kişinin her konuda karar vermesini sağlayacak düzenin, vatandaşlarımızı rahata kavuşturacak en iyi düzen olduğu anlaşılır.

Eskiden de öyle değil miydi? Padişah vardı; ona kasideler döşer, Fuzuli’nin yaptığı gibi veliliğinin ebediyen sürmesini dilerdik:

Padişah-ı bahr u ber Sultan Süleyman-i Veli
Hali ondan olmasun ya Rab velayet taebed..

Sonra Cumhuriyet geldi. Ancak padişahlık zamanı reflekslerinden kolay sıyrılamadık.

1955’te İstanbul Tıp Fakültesi’nde sunulmuş bir uzmanlık tezinin önsözüne bakın:

“Siz hocamın emek verdiği bir talebesi olmak kadar hisse sahibi isem bu benim için erişilmez iftihar payesi olacaktır. Bu emeğin karşılığı da ebedi minnet ve şükran borcu olup hasbelkader her muvaffakiyetimde sizleri tazimle anmak en hakiki bir sebep olacaktır.”

“Muhterem hocam, aziz büyüğüm, sizlere hitap etmek için kelime bulamıyorum; layık olduğunuz yer kalbimin en temiz köşesidir. Varlığınız bizi her an peşinizden koşturan hakiki bir rehberdir.”

Cumhuriyetle yavaş yavaş gelişen demokratik eğilimler, bir süre sonra bize batmaya başladı: Bir padişaha, hiç olmazsa bozuntusuna sahip olmanın avantalarını iyi bildiğimizden Osmanlı’ya öykünmeye başladık.

Ardından, Başbakan’a uçakla gül serpenleri, “Onda Allah’ın tüm vasıfları vardır” diyenleri gördük.

Fakat bu saadet devrinde mutlulukla yüzüp milletin bilmem nesine koyduğumuzu anlatırken birden baktık ki bir şeyler değişiyor: Ekonomiden iç savaşa, dış politikadan sağlığa kadar her konuda sistem yalpalamaya başladı.

Şimdi yalakalıkta uzmanlaşanlar arasında değişimin ayak seslerini duymayanların çokluğu bizi endişelendirmektedir! Bir sonraki evrenin demokrasi olacağını, başka yönlere doğru yelken açmanın zamanının geldiğini onlara nasıl anlatacağımızı düşünmenin sırası da -maalesef- gelmiştir.