NASIL BİR GELECEK? NASIL BİR EĞİTİM?

Geçen hafta sonu Japon asıllı fizikçi ve fütürist Prof. Dr. Michio Kaku Ankara’daydı ve yakın gelecek hakkında öngörülerini anlattı. Yakın gelecek dediğimiz şunun şurasında 20 yıl. Bilginin artık her yerde ve bilgiye erişimin bedava olacağı, insan hafızasının bile yedeklenebileceği… Tıptan ulaşıma, üretim ve dağıtım süreçlerine kadar her alanda ciddi değişimlerin yaşanacağı… Kapitalizmin itici gücü entelektüel kapitalizm olacak.

Bileşenlerini ise hayal etme, deneyleme, yenilikçilik (inovasyon), analiz yapabilme becerisi, bilim, sanat ve yetenek oluşturacak..

Zaten nesnelerin interneti ile düğmeye basılmıştı bile… Almanya merkezli 4. Sanayi Devrimi, robotların insanların görevlerini üstleneceği dönemin adı. Verim, hız ve kalite artacağı için bunu yapan şirketlerin rekabet güçleri de artacak. Bir dönem ucuz işgücü ve düşük maliyet nedeniyle Uzak Asya ve aralarında Türkiye gibi ülkelere kayan işlerin yeniden Batı’ya yönelmesi büyük olasılık.. Özellikle az nitelikli işgücünün, gelişmiş olsun gelişmekte olsun tüm ülkelerde işsiz kalma olasılığı büyük. Ayrıca Türkiye ve benzer ülkelerdeki şirketler de rekabet gereği aynı hız, kalite ve verimliliği yakalayabilmek zorunda oldukları için makine, teçhizat yatırımlarını yenilemek durumunda kalacaklar ve büyük olasılıkla gelişmiş Batı ürünleri ve teknoloji ithal edilecek. Sonuçta Batı için çifte kazanç…

Daha doğrusu sadece Batı için değil, aklını kullanıp, insan kaynağını doğru değerlendirip, doğru eğitim verebilen, politikalarının bu doğrultuda yeniden şekillendirmeyi başarabilen ülkeler için…

Peki, şimdi gelelim “Nasıl bir eğitim” sorusunun yanıtına… Öncelikle 12 yıl eğitim verip de tek kelime bile İngilizce konuşamadan mezun ettiğimiz, öğrencilerin okuma, okuduğunu anlama, matematik ve fen becerilerini ölçen PISA verilerinde her yıl sonunculuk için Meksika ile yarıştığımız, yerlerde sürünen, felsefe, bilim, güzel sanatlardan giderek uzaklaşan bu eğitim sistemi ile değil tabii ki.. Hadi bu sistem, Taylor Ford tarzı üretim ve ekonomide bir şekilde yürüdü diyelim ama o kadar… Yeni ekonomi dinamiklerinin bu hantal, verimsiz eğitim yapısı ile toplamsal bir katma değer yaratması mümkün değil. Üstelik daha da ötesi var. İki örnek. Daha doğrusu iki haber:

  1. Mart ayında 14 ildeki eğitim kurumlarında toplam 64 öğrenci tacize maruz kaldı. (Bianet)
  2. Kars Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin yalnızca “unvan dağıtmak” için kurulduğu ortaya çıktı. 45 kişinin profesör unvanı aldığı üniversitede yalnızca 5 profesör çalışıyor. (Cumhuriyet 6 Nisan)

Başka söze gerek var mı? Eğitim yapısı içinde eğitim dışı. Bu ve benzeri yığınla ahlaksızlık sıralayabiliriz. Tabii buna, kendi görüşünden olmayan bütün öğretmenleri fişleyen, ihbar eden iktidar yanlısı yapının goygoycularını da ekleyebiliriz. Keza, kendi görüşünden olmayan akademisyenleri “lümpen, yarı aydın, teröristten farksız” gibi tanımlayan bir cumhurbaşkanını da… İşte tüm bunlar dururken nasıl eğitimin kalitesi masaya yatırılabilir, radikal bir sistem değişikliğine gidilebilir ki?

“Nasıl bir eğitim” konusunu gelecek hafta sürdüreceğiz…