YENİ TÜRKİYE’NİN YENİ RESMİ TARİHİ

Artık o kadar yol alındı ki sıra “yeni resmi tarihi”i yazmaya geldi. Laikliğin dişlerinin sökülüp etkisiz hale getirileceği “yeni anayasa” hazırlıkları devam ederken, “Yeni Türkiye”nin “resmi tarih” çalışmaları da tam gaz fitillendi.

“Tarihimizi 1919’dan başlatan tarih anlayışını reddediyorum” manifestosuyla son noktayı koydu Tayyip Erdoğan.

Ne tür rahatlıkla bir T.C. kurumu olan “Anayasa Mahkemesi kararını tanımıyorum” diyorsa; “Cumhuriyet döneminin resmi tarihini de reddediyorum, tanımıyorum” demeye getiriyor.

Anayasa gibi.. tarih de böylece bir “savaş alanı” haline getirildi.

Anayasadan tarihe.. her şey “Reis”in istediği gibi düzenlenecek.

İtirazı olan “hasım/düşman” bellenecek.

Son Lütfi Kırdar konuşmasında Cumhurbaşkanı “Kim ki zaferleriyle ve yenilgileriyle son 200 yılımızı, hatta son 600 yılımızı soyutlayıp eski Türk tarihinden Cumhuriyete atlıyorsa, biliniz ki o kişi milletimizin de devletimizin de hasmıdır” dedi. Nokta.

“Benim tarihim, senin tarihin. Senin tarih anlayışını ben reddediyorum. Şunu bil ki bundan böyle benim tarih anlayışım geçerli. Benim tarih anlayışımı baş tacı etmezsen devletin ve milletin hasmısın!” durumu çıktı.

Kadayıfın altı kızardı

Bunlar adını hiç işitmediğimiz “Kutü’l Amâre Zaferi’nin 100. yıl programı”nda söyleniyor. 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim gibi Cumhhuriyetin baş tacı etkinlikleri, çeşitli mazaretlerle art arda iptal edilirken; efsaneleştirilen “Kutü’l Amâre Zaferi’nin 100. yılı” diye bir yeni “anma” devreye giriyor.

Tarihin tozlu arşivlerinden çıkarılan bu zafer, AKP’nin bizzat iktidarda olduğu 2006’da -misal- kimse tarafından fark edilmemişken, 2023 finişine doğru koşarken -Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı’nda tükenmediğini ifade etmek içingayet elverişli biçimde hatırlanıyor.

İktidarın “Yeni Türkiye” hedefleri doğrultusunda tarih böylelikle istenilen kısımları aydınlatılıp, istenilen kısımları karartılmak suretiyle araçsallaştırılmış oluyor.

“Önceki yıllarda aklınız nerdeydi” sorusunun sorulacağını bilen RTE, “Geçtiğimiz 13 yılın siyasi sorumluluğunu üstlenen bir kişi olarak, tarihimizi yeni nesillere bu yönüyle anlatma konusunda yeterli mesafeyi kat edemediğimizi özeleştiri olarak ifade ediyorum” diye şimdiden ön almayı unutmuyor ve ilave ediyor:

“Demokrasiye ve kalkınmaya dair önceliklerimiz bizi öylesine kuşatmıştı ki; eğitimde, kültürde, sanatta arzu ettiğimiz değişimi gerçekleştirecek adımları atmakta maalesef yavaş davrandık!”

Cumhurbaşkanı bu bağlamda “Yeni Türkiye” için başlattığı “yeni Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla sonuçlandıracak morale, tecrübeye, azme (yeni) kavuştuk” sözlerini de ekliyor. “Kadayıfın altı kızardı!” mesajı veriyor.

Film geri sarıyor

Artık her şey bir başka evreye -bir tür “nihai çözüm evresine”- taşınmış durumda.

“Hasım” görülen kesimler bundan böyle her gün artan baskıyla sıkıştırılacaklar.

İki arkadaşımız Ceyda Karan ve Hikmet Çetinkaya’ya -tecilsiz- “iki yıl hapis cezası” bunun son örneği.

Yaşananlar, görüntüleri hızlandırılmış bir filmi andırıyor. 2016’yla birlikte takvim çok hızlandı. Her gün yeni bir hamleyle karşılaşıyoruz. Bir öncekini göğüslemeye çalışırken, akabinde yenisi geliyor.

Yirmi yıllık Mussolini dönemini merceğe alan İtalyan yazar Silvia Calamendrei, “O yirmi yıl filmi hızla geriye sarmak gibiydi” der ve ekler: “Son dönemde özellikle her şey göz önünde hızla geriye sarılıyordu. 200 yıllık tarihi anayasa kazanımlarını teker teker yitiriyorduk. 18. yüzyıl aydınlanması ve anayasa reformculuğu, hukuk devletine uzanan iki yüzyıllık birikim yirmi yılda sıfırlandı. Mussolini ‘beyaz sayfa/tabula rasa.. kendi uygarlığını’ yaratıyordu.” “Yeni Türkiye”de de olan bu. Her şey hızla geriye sarılıyor. Geçen yüzyıl sıfırlanıyor.