HAKKâRİ’DE HER MEVSİM ÖLÜM…

Ferit Edgü’nün kült romanı sinemadan sonra tiyatroda. ‘O: Hakkâri’de Bir Mevsim’i Tiyatro Festivali’nde izledik.

Artık yalnız güzel şeylerden söz edeceğim diyorum ama memleket izin vermiyor.

Gazeteciliğe kesilen ceza, mesleğe sıkılan kurşunlar, dinmeyen tehdit… Saray darbesi, yumruklaşmalar, laiklik tartışmaları, dolu dizgin öldürmeler! İşte bir asker daha öldürüldü!

Bir genç daha! Bir kadın daha! 

Çıldırmamak zor! Kendimi tiyatrolara atıyorum. Yaşasın İstanbul Tiyatro Festivali! ‘
Hakkâride Bir Mevsim’

“Hoca, benim kardeş hasta, diyor. 

Nesi var, diyorum.

Ateşi var çok, diyor. Ölecek.

İlaç vereyim mi, diyorum.

Hayır, portakal ver, diyor.

Portakal yememiştir hiç.”

Bu satırlar Ferit Edgü’nün kült romanı “O” – “Hakkâri’de bir Mevsim” kitabından. İlk kez yayımlandığında (Ada Yayınları) yıl 1977’ydi. O gün bugün, nice dile çevrildi, sayısız baskı yaptı. Erden Kıral tarafından Genco Erkal ve Erkan Yücel’le filme çekildiğinde 1982… Şimdi “Yeni Dalga: O / Hakkâri’de Bir Mevsim” adıyla tiyatro sahnesinde.

Önceki akşam Tiyatro Festivali’nde izledim oyunu. “Sarı Sandalye” topluluğundan… Boğazımda koca bir düğüm, yutkunmaya çalışarak… Hemen söylemeliyim: Metin öyle güçlü ki, yazılışından 40 yıl sonra bile müthiş etkileyici!

Oyunu izleme sürecimde, 40 yıl boyunca neredeyse hiçbir şeyin değişmediği duygusuna kapıldım: “Sen benden, ben senden olduğum halde, yüzyıllar boyu hiç öğrenememişiz birbirimizin dilini…” Karın üstünde yalın ayak yürüyüp ölmeyenler … Yabancıya, yalana inanmak / inanmamak… “Biz yetim büyüdük. Ağamın kapısında büyüdüm. Bu durumda benden istenileni nasıl yapmam” diyen Halit’lerin ülkesi…

O, yabancıdır, bir kazazededir. Ülkenin doğusunda bir dağ başında, Hakkâri’nin Pirkanis köyünde bulur kendini. Düşlerle gerçekler arasında, çocuklara öğretmenlik yapmaya çalışarak, kendisiyle hesaplaşarak…
‘Sarı Sandalye’nin başarısı

Sarı Sandalye topluluğu, Galatasaray Üniversitesi Tiyatro Topluluğu’ndan yetişmiş gençlerden oluşuyor. İlginç ve iddialı seçimleri var. (Daha önce Georges Perec ve Knut Hamsun’dan uyarlamaları). “Hakkâri’de Bir Mevsim” de yürek isteyen, riskli bir seçim, ama sonuç başarılı.

Uyarlama, yönetim ve dramaturji çalışması için. Erhan Çene, Çağdaş Ekin ve Yiğit Tuna’yı kutluyorum. Arasız 80 dakikaya eserin özünü, gerilimini, duyarlığını, düşsel ve gerçekçi boyutunu, şiirselliğin tüm renklerini sığdırmışlar.

En büyük endişem, ya gerçekçi, natüralist bir sahneleme yeğlerlerse diyeydi. Böyle bir tehlikeye düşmemişler.

Bomboş, simsiyah bir oyun alanında, 7 oyuncu ve upuzun kalın halatlar… Oyuncuların beden devinimi, ses ve sözleri, el ve ayakla tuttukları tempo, ışık ve gölgeleri, artı halatları kullanarak olayları bize aktarırken, o boş alanı her an yeniden yaratıyorlar. Ses düzeyinde çok başarılı zengin buluşlar var (daktilo sesi, kar sesi, atların sesi, çocukların sesi, oyun sesi vb…)

Oyunun en zayıf halkası, oyunculuk; gençlerin diksiyonları, sözcükleri yutmaları… Beden dilini ve ses kullanımını geliştirmiş oyuncuların, bu sorunu giderebileceklerine inanıyorum.

İzin verin de çıldırayım!

“Hakkâri’de Bir Mevsim”i tiyatroda izlerken, tüm seyirciler gibi ben de bugünün Hakkâri ve çevresini düşünmeden edemedim.

Bugün bebeler, çocuklar, gençler, bilinmeyen hastalıklardan, cüzamdan trahomdan değilse de, yine de ölüyorlar. Bilinen nedenlerden ölüyorlar, öldürülüyorlar…

İşte bir genç daha öldürüldü. Halata bir düğüm daha eklendi. Bir genç daha, bir genç daha!

Ve tıpkı Hak ilinin Pir köyündeki öğretmen gibi ben de Batı’ya dönüp şöyle haykırmak istiyorum:

“İzin verin de çıldırayım! Sizin dünyanız aklı başında insanların dünyası ise bırakın ben çıldırayım. Biraz da dağ başlarında çıldırayım.

Çünkü burda, bu koşullarda, ancak çıldırarak sürdürülebilir yaşam.”