PARAMPARÇA

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, Batı’daki büyük kentlere göçen Kürtlerden değildi.

Cizre’de dünyaya geldi; ilk, orta, lise eğitimini Cizre’de tamamladı. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Almanya’da ceza hukuku ve yargılaması eğitimi aldı.

Doğduğu topraklara döndü ve hem o toprakların insanlarına;

hem de tarihine, kültürüne sahip çıktı.

Zaten Diyarbakır Suriçi’nde mermilerin yaraladığı tarihi Dört Ayaklı Minare’nin önünde,

« Kıymayın bu kadim bölgeye! » derken öldürüldü.

28 Kasım 2015’in gündüz ortasıydı. İddiaya göre çatışma çıkmış, emniyet güçlerinden yaralananlar olmuş, Tahir Elçi ve bir polis de kim vurduya gitmişti.

Cinayetin hemen sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, üzüntü ifade edip başsağlığı dilediği mesajını; «Bu olay Türkiye’nin terörle mücadeledeki kararlılığının ne kadar doğru olduğunu göstermiştir, » sözleriyle bitirdi.

Oysa Başbakan Davutoğlu, « Tahir Elçi’ye suikast planı olabilir. Hedef açıktır, hedef Türkiye’dir. Bizim dönemimizde faili meçhul kalmayacaktır, » dedi.

***

Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ise CNNTürk’e verdiği demeçte, çatışmaların Tahir Elçi öldürüldükten sonra çıktığına dair bilgi aldıklarını söylüyordu.

Aradan beş ay geçti.

Diyarbakır Baro Başkanı’nın vurulduğu yerde yapılan ve yine çatışmalar yüzünden hayli geciken «olay yeri inceleme ve keşif çalışması »na ilişkin bilirkişi raporu, nihayet 4 Mayıs’ta yayımlandı. Adli Tıp, Olay yeri, Balistik ve Teknik Fotoğraf Analiz uzmanından oluşan beş bilirkişi, 17 sayfalık raporda: « Mevcut verilerle Tahir Elçi’nin ölümüne neden olan mermi atışının nasıl gerçekleştiğinin tıbben ve fiziken bilinemeyeceği » sonucuna varmış.

Anlayacağınız, Başbakan Davutoğlu yine yanıldı: cinayet, hem de « onun döneminde » faili meçhul kaldı… Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği oldu, terörle « haklı » mücadele tam gaz…

Ama raporda ilginç ayrıntılar var!

Tahir Elçi’nin öldürüldüğü sırada, olay yeri civarında bir cami duvarı mevcut.

Ah şu çatışmalar, böyle bir duvar artık namevcut!

***

Bilirkişi raporunda, Tahir Elçi’ye uzak mesafeden ateş edildiği ve şimdi olmayan duvardan ateş eden şahıslar bulunursa, öldüren merminin de atış yönüyle açısının ortaya çıkabileceği ifade ediliyor.

Başka bir deyişle katil, artık olmayan duvarı siper alan bir nişancı!

Olay yerinin kamera kayıtlarına gelince…

Hani eski yankesiciler birbirleriyle kavga eder gibi yapıp kurbanın dikkati dağılınca cebini boşaltırlardı ya; Tahir Elçi vurulmadan önce de ortalık öyle velveleye verilmiş. Nereden geldiği belli olmayan silah sesleri duyuluyor, herkes çil yavrusu gibi dağılıyor ve işin en ilginç yanı, Elçi’nin koruması ansızın ortadan kayboluyor.

Son karede Diyarbakır Baro Başkanı, yanında namaz takkeli yaşlı bir amcayla sap gibi kalıyor ortada, ne oluyor diye geçiyor gözlerinden, çaresiz…

Korumanın tam da korumalık yapması gereken yer ve anda kayıplara karışması, elbette bir şey demek, değil mi?

Ateş edilen duvar nerede? Çatışmada yıkıldı.

Peki koruma nerede? Çayıra mı kaçtı?

Suikastçı jargonunda böylesine « temiz iş » deniyor, sevgili okurlarım.

Ve bazen, bazı cinayetlerin « tıbben ve fiziken » çözülememesi gerekiyor!

***

Tahir Elçi niçin öldürüldü?

Bir televizyon programında, « Bazı eylemleri terör niteliğinde olsa bile PKK, silahlı siyasal bir harekettir, » dediği için olamaz.

Çünkü böyle söyleyen çok var. Onların hayatına kastedilmedi.

Tahir Elçi, savunduğu fikirleri reddedenler tarafından bile saygı gören iyi bir hukukçu, barışı savunan bir insan hakları savunucusuydu.

Katlinden çatışmaların kızışması amaçlanıyordu, belki de sağlandı.

Birileri bu ülkede etnik ve dinsel kimlikleri birbirine düşman etmek, galeyana ve gırtlak gırtlağa getirmek için uğraşıyor, yıllardır.

Hrant Dink cinayeti de aynı planın bir parçasıydı.

Ergenekon, Balyoz gibi düzmece davalar da.

Nitekim bir ölçüde başardılar. Ermenici, Türkçü, Kürtçü, askerci, leşkerci, laikçi, şeriatçı diye ayrıldık. Gaddar, hain, işbirlikçi ve mağdur üretiyoruz, bol bol.

Güney Doğu’da tam bir başarı elde ettiler. Bildiğiniz savaş var.

Peki kim bu kutuplaşma, düşmanlık ve hatta savaştan beslenenler?

Toplumu bizdensin, değilsin diye ayrıştırmakla yetinmeyip « bizdensin »leri de ya bendensin, ya da gidersin diye ayıklayan zihniyete bakın; ülkeyi kimin bölerek yönettiğini bulursunuz.