MEDENİYETLER ÇATIŞMASI DEVLET POLİTİKASI MI OLDU?

Hatırladınız mı? Erdoğan’ın bir zamanlar yere göğe koyamadığı bir “Medeniyetler İttifakı” misyonu vardı…

İspanya başbakanları ile birlikte BM çatısında eşbaşkanlığını üstlendiği projeyi sözde çok önemseyen RTE, “medeniyetler ittifakı”nı uluslararası platformlarda kendisi için her fırsatta şahsi bir PR çalışması olarak kullandıktan sonra bu trenden de indi. Arkasından derhal “medeniyetler çatışması” trenine bindi.

Artık “medeniyetler ittifakı” out.

“Medeniyetler çatışması” in.

Bundan böyle Cumhurbaşkanı’nın AB’ye posta koymadığı gün yok:

“Biz kendi yolumuza, sen kendi yoluna!”, “Ya AB ile ilişkileri nihayete kavuşturacağız, ya kendimize yeni bir yol çizeceğiz!” vs.

Konu yalnız “vize anlaşması” üzerinden yapılan meydan okumalardan ibaret değil. Genelde “Batı” ile gerçekte bir süredir çok çarpıcı bir “kırılma” yaşanıyor.

Stratejik hesaplarla yapılan sığınmacı anlaşması da Batı ile özdeş AB ile “kırılma”yı gideremediği gibi; tam aslında bu kırılma nedeniyle sürekli aba altından sopa göstermeler ve açık tehditlerle yaşanan krizler patlak veriyor.

Kadın üzerindeki ‘kırılma’

Kırılma geniş spektrumlu.

“Laiklik konusundaki” son çıkışlardan tutun, “kadının konumuna” ilişkin yeni kilometre taşı sayılabilecek açıklamalara dek her şey rotanın giderek “medeniyetler çatışması” üzerinden biçim aldığını gösteriyor.

Yurtdışında bir dergi, benden “Yeni Türkiye”nin kadın meselesine dair bir yazı yazmamı istemese belki ben de büyük fotoğrafın çapını bu netlikle göremeyecektim.

Her şey öyle hızlı gelişiyor ki insan haberlerin akışı içinde unutuyor…

Ama henüz çok yeni, şu son 8 Mart’ta Emine Erdoğan dünyayı dumura uğratan biçimde “haremin bir eğitim yuvası olduğundan” söz etti ve “haremi öven” bir konuşma yaptı.

Daha öncesinde Sümeyye Erdoğan, “Yeni Türkiye”nin kadın tasavvurunun bir yansıması olan KADEM isimli derneğin başkan yardımcısı sıfatıyla yaptığı bir konuşmada, kadınlara “daha az miras verilmesini” savunmaktan kaçınmadı.
Babası gibi… “Batı kültürlerinden beslenen cinsiyet eşitliği” söylemini damardan eleştirdi.

“Batılı toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramına karşı, yeni dönemin “eşitlik karşıtı” kodlarıyla içi doldurulacak olan yeni bir “toplumsal cinsiyet adaleti” kavramını ortaya attı.

Örgütlenme evresi

Yaklaşık bir yıllık geçmişi olan Sümeyye Erdoğan’ın derneğinin çıkarttığı Kadın Araştırmaları Dergisi’nin ilk sayısında vurgulanan bu “yeni viraj”, “börek açıklaması” ile meşhur bakan Prof. Ayşen Gürcan’ın bir yazısında şöyle açıklanıyordu:

“Toplumsal cinsiyetçi söylemin Müslüman kadınlardan değişim taleplerinin, Avrupa’nın sık sık gündeme gelen siyasi bir enstrümanına dönüşmüş olması, meselenin arka planına bakmamızın gerekliliğini ortaya koyuyor. Hızlı biçimde dünyevileşme, ekonomik üretime katılma ve toplumsal cinsiyeti eşitlik yoluyla bertaraf etme gibi taleplere muhatap olan Müslüman kadınlar, dinleri ile dünyevi hayatları arasında yabancılaşma tehlikesi ile baş başa bırakılıyorlar…”

Kadın hakları aktivisti hukukçu Hülya Gülbahar, Aziz Babuşçu’nun “Tasfiye dönemi bitti. Yeni dönemin inşa evresine girdik!” sözlerini hatırlatarak “medeniyetler çatışmasının artık bir örgütlenme ve propaganda evresine girdiğini” belirtiyor.

Özellikle Davutoğlu’nun hükümetten ayrılmasından sonra AB’ye rest çekmek artık günlük spor olurken medeniyetler çatışmasının ayan beyan bir devlet politikasına dönüştürme sürecine girildiğini söylüyor. Ve arkadan ekliyor:

“Tüm işaretler başkanlık koşusunun bundan böyle doğrudan ‘medeniyetler çatışması’ üzerinden götürüleceğini
gösteriyor”.

Ağaçları bırakıp artık biraz bu ormanı görmek ve ormana bakmak zamanı gelmedi mi?