TARİH SESİNİ KAYBETTİ!

Türkiye’nin ilk belgesel kanalı olan İZTV’nin en belirgin izlerinden biri de Alp Buğdaycı idi.

Coşkun Aral nasıl kanalın en parlak yüzü ise Alp de İZTV’nin öylesine sesiydi.

Alp Buğdaycı’nın duygu yüklü sesi benim için daha özel bir anlam ifade ediyordu.

İZTV’nin katıldığı her yarışmada ödül kazanan “Yakın Tarih” kuşağını Alp Buğdaycı seslendiriyordu. Ülke tarihinin “kara delikleri” Alp’in vurgulu sesiyle etki gücünü arttırarak ekrana geliyordu. Bunu hem izleyiciler hissedebiliyor, hem de biz hazırlayanlar açık olarak görüyorduk. Kurgu aşamasında defalarca izleyip son halini verdikten sonra, Alp Buğdaycı’nın sesini yerleştirince Yakın Tarih’in ilgili bölümü birden başka bir hale geliyordu.

Alp Buğdaycı Yakın Tarihe çok yakışmıştı!

***

 
Alp Buğdaycı 21 Temmuz 1964’te Diyarbakır’da doğdu. Ailesi Halep’ten Antep’e oradan da Diyarbakır’a göç etmişti. Ailesiyle birlikte 1980’de İstanbul’a taşındı. Henüz 17 yaşındayken Milliyet’in müzik dergisi HEY’de gazeteciliğe başladı.

Alp, okuma isteği yüksek bir öğrenciydi:

Önce Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesine girdi. İki yıl sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümünde okudu. Ardından yeniden Marmara Üniversitesine döndü. Bu sefer de İletişim Fakültesine (Basın-Yayın) başladı. Girmesi zor olan bu okullarla olan ilişkisini şöyle özetliyordu:

-Hepsinden atıldım!
 

 
Bu çok okullu dönemde Alp Buğdaycı iyi bir gazeteci olmuştu bile… Ulusal Basın Ajansı (UBA), Türk Haberler Ajansı (THA), United Press İnternatioal (UPI), Yeni Gündem Dergisi, Gölge Adam ve Söz gazetelerinde muhabir, editör, röportaj yazarı olarak çalıştı.

1989’da sınav kazanarak TRT’ye Redaktör Spiker olarak girdi. TRT radyolarında haber okudu. Sonra TRT-1’de “Gökkuşağı” programını hazırladı ve sundu.

Türkiye’de özel televizyonların kurulmaya başlamasıyla ekranların en parlak yüzleri arasına girdi.

1992-95 Şahika Tekand Stüdyo’da oyuncu olarak bulundu. 1996’da “Kan Sıcak Akacak” adlı ilk romanını yazdı.  Kitap büyük ilgi gördü. Bir hafta içinde toplatıldı. Yazarı hakkında da dava açıldı. Altı ay hapis cezası verildi. Aynı suçu yeniden işlememek(!)–yani böyle romanlar yazmaması- kaydıyla para cezasına çevrildi. Yayınevleri de bu cezaya sadık kaldılar, yazdığı yeni kitaplarını basmadılar!

Alp Buğdaycı 2002’den itibaren üç yıl Atlas Dergisine seyahat yazıları yazdı. 2006’da da seslendirme sanatçısı olarak İZTV’de kurucu ekibin içinde yer aldı. Alp hem seslendirme yapıyor hem de kendi projelerinin yönetmeni olarak belgesellere imza atıyordu. Bu işi de 10 yıldır sessizce başarıyordu.
 

 
Nedense haber medyası Alp Buğdaycı’yı başka türlü görmek istiyordu. Kendisinin de “kurbanları” arasında yer aldığı acı bir olay onun “hayatta yaptığı en iyi iş” olarak takdim edildi. Son 10 yıldır ödüllü belgesellere imza atan Alp’i yaygın medya “suç ortağı” Metin Kaçan’ın intiharında hatırlayıp ona sayfalarını açtı.

Bunca gazetecilik, televizyonculuk, sanatçılık, yazarlık, edebiyatçılık, belgeselcilik başarısı bulunan biri için CNNTürk’ün internet sitesinde şu cümlelerle başlayan ölüm haberi yapıldı:

“Alp Buğdaycı 52 yaşında tecavüz suçundan girdiği cezaevinde ölürken geride kirli mazisini bıraktı!”

Yazık!

Sadece Alp’e değil, gazetecilik yapıyoruz diye kahve kültürünü haber metni haline getirip sayfalarına taşıyanlara da yazık!

Alp Buğdaycı ile birlikte geride bıraktığımız 10 yıllık İZTV deneyimi hiçbir medya kuruluşunda bulunmayan “aile ortamı” sağladı biz çalışanlarına… İZTV ve belgeselleriyle onun içini dolduran Şarküteri Yapım’da ağabeyler ve kardeşler var oldu. Ablalar diyemiyorum, çünkü kadın çalışanlarımız hiç bir zaman 30 yaş ortalamasını geçemediler.

Alp bu ortamın en sevilen ağabeylerinden biri oldu. Hepimiz onun “iyi insan” olduğu konusunda hem fikiriz.

Onu çok arayacağız ve çok özleyeceğiz. En çok da biz Yakın Tarih kuşağını hazırlayanlar.

Sadece deneyimli bir gazeteciyi aramızdan gitmiş olmadı:

-Alp Buğdaycı ile tarih de sesini kaybetti!..