DAYILIĞA VEDA

Pazartesi günü Ankara – Moskova ve Kudüs’ten yapılan açıklamalar, IŞİD’in Atatürk Hava limanı saldırısının gölgesinde kaldı.

Oysa, Türkiye’nin Rusya ve İsrail ile ilişkilerinin normalleştirilmesi, dış politika’da son derece yıkıcı sonuçlar doğurmuş olan, “Ortadoğu’nun dayısı politikası”döneminin kapandığının da habercisiydi.

Aslında başlangıçta bir Amerikan projesi olan Tayyip Erdoğan’ın, ehlileştirilmiş “ılımlı İslamı”na biçilen rol, ülkede ve bölgede kapitalizm ile emperyalizmin çıkarlarının bekçiliği olan bölge kahyalığıydı.

Doğrusu, Tayyip Bey can-ı gönülden kabullendiği , rolün daha ilk adımında tökezledi, 2003 martında, Irak tezkeresi TBMM’de kimi AKP lilerin de oylarıyla reddedildi.

Ama Washington, bu ilk adımda çuvallamanın biletini TSK’ya kesti ve sonra olanlar da herkesin malumu.

Tayyip Bey 1 mart tezkeresindeki başarısızlığın bir daha olmayacağını belirtirken, tekmil vermeyi de unutmadı:

-BOP’un eş başkanıyım.

Tayyip Bey’in bu tekmiline karşın, önceden çizilen rotadan sapma tehlikeleri baş gösteriyordu.

***

İçeride partinin ideolojisinin gereği, denetimli bir demokrasi çizgisi tutturulamıyor, kapitalizmin işleyişini de tehdit eden, kimilerinin büyük bir saflıkla otoriter olarak niteledikleri, aslında koyu bir totalitarizm uygulamasına geçiliyordu.

Ilımlı İslam’ın kurmayları, kabuk değiştirmenin zamanının geldiğine karar vermişlerdi.

İçeride demokrasinin bütün kurallarını çiğneyerek, tüm kurumlarını rafa kaldıran Reis Tayyip iktidarı, dış politikada bölgenin kahyası işlevini yerine getirmesi gerekirken, zaman zaman kendi başına buyruk yaklaşımlar da sergileyerek, bölgenin dayısı pozlarına bürünüyordu.

İçeride ve dışarıda, İslam’ın koruyucusu görüntüsünü vermeye çalışan, dünyaya sıkı fıkı olduğu Selefilerin gözlükleriyle bakan, bölgeyi ihvancı siyasal İslamın egemenlik alanı haline getirmeyi kuran Tayyip Bey diplomasisi Ortadoğu’nun dayısı olma hevesi peşindeydi.

Bu sırada Arap ülkelerinde birbiri ardından patlak veren, Arap baharı olarak adlandırılan bir dizi gelişme ılımlı İslam’ın sınırları ve yapısı gereği kendisine yüklenen işlevi yerine getirebileceği konusunda ciddi kaygılar yaratıyordu.

Suriye’deki gelişmeler ve o ana kadar uygulanan yanlış politika patronun senaryosunun değişmesine neden oluyor, ama Tayyip Cephesi bu değişikliği yeterince kavrayamıyor, bu konuda olduğu kadar IŞİD hakkında da yapılan sürekli uyarılara da başlangıçta kulak asmıyordu.

***

Davutoğlu aşılı, Tayyip diplomasisi, Türkiye’nin, IŞİD’a insan ve silah sağlayan bir yol geçen hanı haline gelmesine yol açan, Ortadoğu’nun yeni dayısı, İhvancı akımın yeni amigosu rolünü gönlünce sürdürüyor, Ankara, gücünün sınırlarını hesaplamadan, ona buna posta koyuyordu.

Bu politikanın faturası çok ağır oldu; ülkesi terörün baş hedeflerinden biri haline gelen Reis, çark etmek gerektiğini sonunda anladı ve düşürülen uçak için Putin’den mektupla özür dilendi, İsrail ile Gazze ablukasının kalkması şartından vazgeçilerek, ilişkiler normalleştirildi.

Türkiye’ye pahalıya mal olan, bölgenin dayısı olma hevesinden artık kesinlikle vazgeçilmiştir.

Önümüzdeki günlerde, diplomasinin büyük güçler ile senkronizasyonu çerçevesinde Suriye’deki birincil tehdidin Esat değil, IŞİD olduğunu teslim eden ve gereğini yerine getirmeye çalışan yeni politika değişikliklerine de hazır olalım.