SENİ VURMAZ MI SANDIN?

Atatürk Havalimanı’na meşum saldırının olduğu gece, Fransız-Alman devletlerinin iki dilde yayınlanan ve reklam almayan ortak televizyon kanalı ARTE; « Sınırsız Terör » başlıklı bir yayına başlamıştı.

Dünyanın pek çok ülkesini mağdur eder terör örgütlerinin eylem ve istihdam temelinde incelendiği tematik programın ilk belgeseli, Halil Gülbeyaz’ın gerçekleştirdiği «Türkiye: Terörle Yüzyüze» oldu.

Gerçekleri dosdoğru, hatta can acıtıcı bir çıplaklıkla yansıtan belgesel; bizzat ARTE tv’nin sitesinde şöyle özetleniyor:

***

«Uzun zamandır laiklikle yönetilen Türkiye, Erdoğan rejimi altında Müslüman çoğunluk iktidarına dönüştü. Basın ve ifade özgürlüğünün sürekli çiğnendiği ülkede, giderek daha çok gazeteci, muhalif ve araştırmacı tutuklanıp hapse atılıyor.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Avrupa ile Asya arasındaki kadim köprü, artık IŞİD teröristleri için tercih edilen bir transit alanı haline geldi.

IŞİD, savaş gereçlerini sağladığı Türkiye’de, İstanbul ve Ankara gibi kentlerde kendini patlatacak canlı bomba istihdamı da yapabiliyor.

Bir kamuoyu yoklaması, Türk toplumunun %8’inin bu cihatçılara olumlu baktığını ortaya koyuyor. Hatta yüksek makamda bir devlet görevlisinin verdiği bilgiye göre, IŞİD’in Türkiye’de 70’ten fazla ilde gizli hücreleri var.

İzlediği politikalar giderek Sünni İslam’ın damgasını taşıyan Erdoğan yönetimi, İslamcı teröristleri uzun süre hoşgörüp hatta destekledikten sonra sorunun nihayet farkına varmış gibi.

Ama çok geç değil mi?

Bu belgesel ülkedeki durumu ve beklentileri; siyasal karar mercileri, uzmanlar ve kurbanlarla yapılan röportajlar aracılığıyla incelemeyi amaçlıyor. »

***

Geçen salı akşamı, Halil Gülbeyaz’ın toplam 52 dakikalık belgeseli ARTE tv’de TSİ 21.50’de yayına girdi.

Geçen salı akşamı, IŞİD’in Atatürk Hava Limanı’ndaki ilk bombası TSİ 21.50’de patladı!

Kurgu olsa, kehanet denilebilir. Oysa belgeselde kehanete yer yoktur, saptama vardır.

Olsa olsa yanlı bir belgesel yapabilirsiniz. Ama sıcak gelişme soğuk saptamayla böyle bir raslantıyla çakışınca, ister yapımcı yanlı olsun, ister yönetmen, ibrenin doğruyu gösterdiği kesindir.

O gün bugündür, kafamda belgeselin sonundaki « Ama çok geç değil mi? » tümcesi çınlıyor.

Sorun, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile şürekasının niçin, ne zaman, nasıl ve nerede hata yaptıkları değil. Baştan sona HATA olduklarını zaten biliyoruz!

Sorun « çok geç » dönemecinin niçin, ne zaman, nasıl ve nerede aşıldığı.

Ne zaman, nasıl ve nerede aşıldığına ilişkin bir fikrim var: Libya’daki sözde iç savaş sonrasında!

***

Zaman öylesine hızlandı ki algımızda, Libya’nın devlet olmaktan çıkıp kanlı bir cerahata dönüştüğünün üstünden on yıllar geçmiş gibi geliyor.

Oysa sadece beş yıl geçti üstünden. Batılı tüm gizli servislerin yıllardır iç karışıklık çıkarmak için çalıştığı ülke; sonunda 2011 şubat ayında karıştı. Ekim ayında Kaddafi öldürülmüş, herşey bitmişti.

Recep Tayyip Erdoğan, o sırada başbakandı. İşin doğrusu, Türkiye’nin çok aleyhine olan Libya’nın karıştırılmasına, Kaddafi’nin indirilmesine falan da karşıydı.

Ama Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy’nin seçim kampanyası için kendisine 200 milyon Euro dolayında bağış yapan Kaddafi’yi « susturmak » için başı çektiği Batı koalisyonuna karşı, elinden bir şey gelmedi. Uluslararası koroya katıldı.

Sonra ne olduysa oldu, Türkiye yaralı Libya « özgürlük » savaşçılarıyla doldu. Bunlar bizim hastanelerde tedavi ve beş yıldızlı otellerde konuk edildikten sonra aynı yıl sonu, raslantıya bakın ki tam da o sırada « iç » savaş başlayan Suriye’ye gittiler, katar katar…

***

Örneğin İspanyol ABC televizyonu, Libya devrimi komutanlarından El Kaide militanı Abdülhakim Belhac’a bağlı milis güçlerinin Türkiye üzerinden Suriye’ye geçtiğini duyurdu.

Milis dediğiniz, resmen cihatçı teröristti.

Zaten Libya’daki silahlar da havadan, denizden ve karadan onları izleyip, Suriye’ye varıyordu.

Örneğin New York Times gazetesi, Libya’daki isyancılara yanlarında götüremedikleri silahların Katar Emirliği’nin mali desteğiyle ve çoğu Türkiye üzerinden Suriye’ye taşınıp « adrese teslim » edildiğini yazıyordu.

El Nusra’sı, Ahrar eş Şam’ı, IŞİD’iyle hepsi, terörün ehli sünni sakalında birbirine karıştı.

Dolayısıyla Erdoğan rejiminin, Suriye’deki Esad rejimini devirsin diye beslediği kara karganın sonunda Türkiye’nin gözünü oymasını, anlayabiliyorum. « Çok geç » virajına nasıl, ne zaman, nerede girildiği, bencileyin açık.

Ama hala « niçin » girildiğine dair hiç bir görüşü, Sünni ittifakı falan dahil, ikna edici bulamıyorum.

Sonu başından belli böyle bir aptallığı aklım almıyor, başım çatlayacak!