ŞRAK!

Adı konulamayan kimi duygular ve algılar, sözcüklere dökülmedikleri için seslerle ifade edilirler.

Örneğin « vıj » diye kaydı, deriz. Vıj sözcük değil, kayış eylemini taklit ederek güçlendiren bir sestir.

Fazlasıyla iğrendiğimizi, öğürme sahnesini canlandıran « ööö » sesiyle vurgularız.

Kapılarımız « çat » diye açılır, « pat » diye kapanırlar.

Gerçekler « dank » edince kafamıza, « küt » diye düşeriz yerlere.

Sevinirken « pır pır », heyecanlanınca « tıp tıp » eden yüreğimiz, « çıt » diye kırılıverir.

«Hişt » der sustururuz, « hey » der ünleriz.

Bebekleri severken çıkardığımız mucu mucu,  bıdı bıdı gibi özgün ve yaratıcı seslerimiz; şapır şupur’larımız, lüp lüp’lerimiz, lop lop’larımız, hop hop’larımız; « ce! » demelerimiz, « ee? »lerimiz, « ah! »larımız ve « of! »larımızın her biri belli bir duyguyu ifade eden seslerdir.

Bu seslere toplu bir ad koyan kök dil Yunanca olup, sözcük yaratımı anlamında « onomatopia » başlığını uygun görmüştür.

Her dilin özgün onomatopia’ları vardır ve dilin ses yapısına uygun biçimde tını değiştirirler.

***

Örneğin onomatopia’yı « onomatope » diye benimseyen Fransızlar, yavrularını gıdıklarken « gli gli » sesini çıkarırlar, oysa biz « gıdı gıdı » deriz.

Kimi onomatopia’lar, evrensel bir anlam taşır. Kimileri seste aynı, anlamda ayrıdırlar.

Biz Türkler « ah, evet! » in ahından ne anlıyorsak, Fransızlar da « ah, oui! » sözünden aynı anlamı çıkarırlar. Zevk aldığımız zaman bütün dillerde « oh » çekeriz, canımız acıdığı zaman « ay » demekle yetinmeyip « ay, ay, ay! » diye bağırırız her dilde. Ancak bizim « uf »umuz, acı kaynağıdır. Düşen kalkan çocukları « uf olmuş benim küçüğüme » diye teselli ederiz. Oysa Fransızlar bir belayı ucuz atlattıklarında terlerini siler ve rahatlama belirtisi olarak « uf! » derler.

Anlam sesleri diyebileceğim onomatopia’lara ilişkin bu bilgiler, size incir çekirdiğini doldurmayan bir lafazanlık gösterisi, önemsiz ayrıntılar gibi gelebilir.

Çabuk karar vermeyin!

Her gün, her alanda uğradığımız şaşkınlığı, acıyı ya da isyanı anlatan sözler hızla tükeniyor.

***

Bizi şaşkınlığa, acıya, isyana sürükleyen kötülüklere her an bir yenisi ekleniyor. Dil, kötülük kadar doğurgan değil.

Her yeni olumsuzluğu yeni sözlerle betimlemekte zorlanıyoruz. Duygularımızın ifadesini yüklenen sözlerin bazıları tekrarlana tekrarlana eskidi, yıprandı, söyleyeni de dinleyeni de bıktırdı, kanıksattı.

Aslında hepimizin dağarcığında kullanılmamış, gıcır gıcır sözcüklerden oluşan pek çok söz var ve hepsi, bugüne değin kullandıklarımızdan çok daha çarpıcı, etkili, hatta eylemci…

Ama onlar da yasaklı. Dilini tutmayıp ağzından çıkaranı, içeri alıyorlar!

Bir yanda ifade özgürlüğünün giderek daralan sınırları, öte yanda artık yaşadığımız her şoku yeni sözcüklerle ifade edememenin çaresizliğiyle çevrili bu ülke, « sözün bittiği yer » olmaya aday.

Daha şimdiden duygularımızı, düşüncelerimizi sustuğumuz anlar var ve çoğalıyorlar. Çünkü söz tükenmese bile yararsızlaştı, durumu tarife yetmiyor.

Yakında mahkemelere düşmemek, hapislerde süründürülmemek, sansüre takılmamak, iktidarın ya da onun bunun gazabına uğramamak, işten atılmamak, kısacası hayatta kalmak için onomatopia’lara muhtaç olabiliriz.

***

Ülkenin ya da ailenizin geleceğini mi düşünüyorsunuz? Boşuna yormayın çenenizi. « Ah, aaaah! » diye iç çekin, anlatmaya yeter de artar, ruh halinizi.

Geçim sıkıntısı mı çekiyorsunuz? Uzun açıklamalara hiç gerek yok: « Of, ooof! » sesinden daha iyisini bulamazsınız.

Politika diyeceğinize bir « öf! »çeker; yolsuzluk, hırsızlık, talan, soygun, vb.nin bitmek bilmeyen sayımını « Ohho! » diye özetlerseniz, zaten Türkiye’nin anatomisi olmasa bile onomatopia’sı ortaya çıkar!

Hatta onomatopia’larınızı « çüş », « höst », « hoşt » gibi seslerle zenginleştirirseniz; başınız derde girmeden en sıkı muhalif bile olabilirsiniz. Sorunlu, sorumlu ve suçlu adı vermenize gerek kalmadan herkes kimden söz ettiğinizi anlar, çünkü.

Böylelikle hem söyleyeceğiniz içinizde kalıp yüreğinizi şişirmez, hem de uzun süre yiğitliğe kaka sürdürmeden durumu idare edebilirsiniz.

Ta ki son perde, iniltilerin şakşaklarla boğulduğu bu ülkenin üzerine herkesin duyacağı bir gümbürtüyle « Şrak! » diye inene kadar.

Göz yummak, öyle ya da böyle perdeleri kapatmaktır. 
Henri Jeanson