FİNCANCIYI TUTUKLAMAK

Günün birinde Cumhurbaşkanımıza her yönden gelen dehşetli eleştirilere bakıp “Bir adamın üstüne bu kadar varılır mı” diye sorar, sonra da Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Bey’den bile önce benimsediğimiz “zayıftan yana durma” tutkumuz gereği ona bu konuda destek olmak ister ve kendimi 24 saat süreyle eşbaşkan ilan edersem ne olur?
Varsayın ki bu gerçekleşti; bir de bu süre içinde bazı aykırı şeyler oluştu: Yanlışlıkla bir Rus gemisini batırdık ya da 2028 Olimpiyatları’nı bile bize vermediler.

O zaman kim suçlanır?

Ulusal, arsıulusal savcılar gelir benim yakama mı yapışırlar?

Öyle bir şey olsa, “Ben bu eyleme, kanıksadığım bir davranışı eleştirmek için giriştim. Yoksa belli yasalara göre seçilmiş, TBMM’de yemin etmiş değilim. Dört yıllık diplomamı, Yüksek Seçim Kurulu’na göstermiş de değilim. Ben böyle bir eşbaşkanken bazı yampirilikler gerçekleşmişse sorumlusu nasıl ben olurum” demez miyim?

Şimdi gelelim uğradığı baskılara karşı Özgür Gündem gazetesine destek amacıyla düzenlenen “Nöbetçi eş genel yayın yönetmeni” kampanyasına katılan Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Prof. Şebnem Korur Fincancı’nın gazetede yayımlananlar nedeniyle suçlanıp tutuklanmalarına:

Fincancı, Önderoğlu ve Nesin bir gazetenin genel yayın müdürü olmak için yasal olarak gerekenleri yapmışlar mı?

Nüfus suretlerini, ikametgâh belgelerini, sabıka kayıtlarını vb. savcılığa vermişler mi? Yoo! O zaman sorumluluğu üstlenmenin yasal dayanakları yokken bu insanları nasıl suçlayabiliriz?

Fincancı, 30 Mayıs’ta Evrensel’de yayımlanan makalesinde anlatmıştı:

“Bugün ilk kez bir gazetenin mutfağına girdim… Gazetenin nöbetçi eş yayın yönetmeni olarak dayanışmaya geldim..

Arkadaşlarımızın gündem toplantısına yetişemesem de, manşet toplantısı için beklerken kaç haftadır toplantılardan fırsat bulup yazamadığım yazımı da Özgür Gündem’in mutfağında yazıyorum.”

Yani Fincancı, Özgür Gündem’in yetişemediği toplantısında alınan kararlar için suçlanıyor. Yetişsene olurdu? Kaldı ki hem o gün hem de Önderoğlu ile Nesin’in bulundukları gün yayımlananların suç oluşturdukları da kolay yadsınacak iddialar.

Bütün bunlardan çıkan sonuçlar göz kamaştırıcıdır:

  1. Hukuken gerekli evrakı gerekli yerlere sunup sorumluluğu resmen üstlenmemiş birini gazetede yayımlananlardan sorumlu tutmak olası değildir.
  2. İnsan haklarına saygının bu ülkede oluşması ve gelişmesini hayatlarının amacı yapmış olanFincancı’yı,
    Önderoğlu’nu ve Nesin’i haksızlıklara uğramış bir gazeteye manevi destek sağladıkları için kovuşturmak değil alkışlamak gerekir.
  3. Bu ara Şebnem Korur Fincancı’nın aynı zamanda, üslubu akıcı, Türkçesi güçlü iyi bir köşe yazarı olduğunu da kavramış bulunuyoruz.