“KAHROLSUN ASKERİ DARBE! YAŞASIN SİVİL DARBE! ” GÜNLERİ…

Bütün dünya bir sahnedir; ve kadın erkek, herkes ancak birer oyuncu. Sıraları geldikçe ya girer ya çıkarlar.
William Shakespeare

Eğer sahnedeki oyunun dekorunda, duvarda asılı bir tüfek varsa, o oyun bitmeden önce o silah mutlak
patlayacaktır… Anton Çehov

Beni öldürmeyen şey / darbe / acı / beni güçlendirir… (Friedrich Nietzsche)

SAHNEDEKİ SİLAHLAR

Şimdi bakalım elimizde, sahnemizde neler var :

Sahnemizde , Anayasayı, hukukun üstünlüğünü, laiklik ilkesini, kuvvetler ayrımı yok sayan bir iktidar var.

Kindar ve dindar yeni kuşaklar yaratmaya kararlı bir zihniyet , o nedenle eğitim sistemine ha bire yeni ayar vermek var.

Dini siyasete , ekonomiye , kültüre, yaşamın her alanına uygulamak için mezhep, tarikat, cemaat ilişkilerini ve çatışmalarını kaşıyan, kışkırtan bir güç var.

Düşünce, ifade özgürlüğüne düşman, her alanda "benden değilsen düşmanımsın" ayırımcılığını yapan baskıcı bir erk var!

Bütün bunlar nedeniyle, birbirine düşman, kutuplaşmış, her an birbirini boğazlamaya, linç etmeye hazır, gerilim içinde bir halk var!

Sahnedeki dekorda öyle çok silah var ki, patlamaması imkansız!!!

Bu genel geçer durumun , askeri darbeyle ortadan kaldırılacağını düşünmek , dünyanın en aptal insanının bile inanacağı bir halt değildir!

HER DARBE TERÖRE HİZMETTİR

Önceki akşam, adım adım olayları izlerken Türkiye’de artık askeri hiç bir darbenin başarıya ulaşmayacağının bilincindeydim.

Peki ben bunun bilincindeydim de "Paralel" bunu nasıl bilemezdi? İddia edildiği gibi, Türk ordusunu yok eden, yok etmeye çalışan Fetocu paralel yapılanma ne umdu bu hareketten?

Olayları izlerken yine de çok korktum: Başımın üzerinden uçan jetler kadar, televizyondan bana parmak sallayan o ticanilerden de korktum.

Meclisin bombalandığını duyunca korktum.

Tüm camilerden yapılan anonslardan korktum.

Halkı sokağa çağırıp, halkı birbirine düşürenlerden korktum. Halkla askeri, askerle polisi, polisle halkı ve hepsini birbirine düşürenlerden korktum.

Tüm camilerden her saat başı okunan birbirinin eşi bildirilerden korktum.

Sonra dün sabah, yere yatırılmış gepegenç askerli kırbaçlayan Türk bayrağına sarılı sakallı ve şalvarlıları görünce korktum… Tatbikata gittiklerini sanan bir askerlerin boğazı kesilerek İŞİD usulü infaz edilişini izleyince korktum.

İdam sehpaları kurulsun dendiğinde korktum.

Bir kez daha askeri ya da sivil, hiç farketmez, her darbenin sadece ve sadece teröre, dehşete hizmet ettiğine inandım.

KİM KAZANDI?

Bu yazıyı yazdığım sırada en çok, en çok duyduğum söz: "Demokrasi kazandı" sözü oldu.

Ben hiç emin değilim.

Demokrasi , ancak, Anayasaya saygı, yasalara saygı, düşünce ve ifade özgürlüğünün olduğu, ayırımcılığın olmadığı eşit ve özgür bir ortamda kazanabilir.

Bence şimdi, "Kahrolsun Askeri Darbe, Yaşasın Sivil Darbe" günlerindeyiz.

Muhtarlar, diyanet başkanlığında camiler, biat eden tüm iletişim araçları… Birbirine düşürülmüş kitleler…

Yarın öbür gün 15 Temmuz "Demokrasi Bayramı" olarak kutlanırsa, sakın şaşırmayın… bakarsınız 29 Ekimin yerine de koyarlar!!!

Evet dünya bir sahnedir. Türkiye’miz artık dünyadaki yerini sabitlemiştir: Biz artık Orta Doğu sahnesinin bir parçasıyız.

Evet, her oyunun bir kuralı var: Oyunun adı: "Millet , Askeri Darbeyi durdurdu"… Yerseniz…

Evet, beni öldürmeyen şey beni güçlendirir… Dolu dizgin Başkanlığa…