YERİNDE SAYANLAR DİYARI

Hiç kimsenin karşı koyamayacağı, daha da doğrusu koymaması gereken bir gerçeklik var:

Değişmek…

Dünya, geldiği noktayı işte bu gerçekliğe borçlu… Eğer, kişiler içlerinde olan değişim dürtüsünü inkâra kalkışsalardı, hiçbir gelişim olamayacak, hiçbir medeniyet kurulamayacaktı. Zamanı şimdiki boyutlarıyla konuşamayacaktık.

Değişimin karşısında durulsaydı, belki gezegenimiz bile bize bir hayat sunmaktan vazgeçecekti. Bizler, belki de bambaşka diyarlarda, bambaşka formlarda olacaktık.

Ya da hiçbir şey olamayacaktık…

***

Değişim, ana rahmine adım attığımız ilk andan beri bizimle olan bir olgu… Normal ve verimli bir hayatın kilit anahtarı…

Hepimiz bu gerekliliğin gerek bilinçli gerekse bilinçsiz olarak farkındayız. Bu sebeple, doğduktan sonra büyümek istedik… Büyürken farklı tatlar bize eşlik etti… Değişik melodilerle, ruhumuzu zenginleştirdik… Durağanlığın sıkıcılığı, bizi gezip görmeye, keşfetmeye itti… Her seyahat sonrası, ciğerlerimiz taptaze hava soludu, yenilendik…

Yeri geldi, yalnızca düşündük… Düşündüklerimizi kaleme alarak, kitaplar yazdık… Yazdığımız her yeni cümle bize bir sürü şey öğretti… Bunu takiben, kitaplarımızı okuyanlar da birçok şey öğrendi tabii ki… Neticede, hayatın bu değişim ve gelişim fırsatını en iyi şekilde değerlendirmenin, sonsuz mutluluğunu yaşadık… Mutlulukta sağlanan birliktelik, ulaşabileceğimiz en yüce ideal oldu…

Ve elbette, yalnız kalmak istemedik; dostlar edindik… Birbaşına değil, birlikte hayal kurmanın heyecanıyla geliştik…

Zamanı gelince evlendik… Aşkın ve sevginin dinamiğiyle kilometrelerce yol aldık. Çoğaldık; çocuklarımızı güzelce yetiştirerek gezegenimize katkıda bulunduk…

Böylece, her birimiz kendi küçük ama bir o kadar da değerli hayatlarımızı oluşturduk. Bu değerli yaşamların hüküm sürdüğü diyarda, hayata hiçbir saygısızlık kayıtlara geçmedi. Geçerliliği tartışmasız olan değişim ve gelişim kuralını hiç kimse çiğnemedi.

Diyarımız, umudun, sevginin ve güzel bir yaşamın en güzel kalesi olarak anılıyordu bundan böyle.

***

Bizim karşı diyarda da hayat durmak üzereydi… Değişimin karşısında direnen büyük bir çoğunluk, o diyarda yaşamı herkese zindan etmişti… Okuyan, merak eden, sorgulayan neredeyse kimse kalmamıştı… İnsanlar, hayata karşı sürekli olarak suç işliyor ve en ağır cezalara çarptırılıyorlardı… Nice hayatlar, kesilen cezaların sızılarının arasında kayboluyor, yok oluyordu…

Hareketli bir hayattan uzak kalmış olmak, farkında olmadan toplumu delirtiyor, onları çeşitli tehlikelere sürüklüyordu… Geri kalmışlık her geçen gün yüceltiliyor, en kafasızına en mühim görevler veriliyordu… Hata üstüne hata yapılıyor, bilgisizlik doruk noktasında prim yapıyordu…

Toplumun çehresi, tıpkı bir katilin çehresini andıralı epeyce olmuştu…

***

Bizim karşıda yer alan, bu yerinde sayanlar diyarı, yaşamak için sonsuz güzelliklere sahip olan, bu şahane gezegende farklı bir forma dönüşmeyi nihayet becermişti.

Dünyanın içinde yer alan, fakat yaşamayan, bu yüz karası formun adını koymak, bilim insanları için hiç de kolay olmayacaktı…