İHANETİN GRİ TONLARI

İster tiyatro olsun ister roman, taammüden cinayete odaklı gerilim kurgularının değişmez kuralları vardır: öykünün başında ortaya çıkan tabanca, bir ara mutlaka patlar. Bıçak, mutlaka saplanır. Bir bitkiden ısrarla söz ediliyorsa, kesin zehirlidir ve kaşla göz arasında yapacağını yapar. Hatta dekor anlatımında ağır bir biblo, sallanan bir merdiven tırabzanı gibi hangi eşyaya dikkat çekiliyorsa, hiç kuşkusuz suç aleti olacaktır!

Ama asıl kural psikolojik boyutta bir saptamadan ibaret olup, « Katil daima cinayet yerine döner » deyimiyle dünya literatürüne geçmiştir.

Hayal ürünü deyip geçmeyin.

Cinayet romanlarını, oyunlarını uzaylılar yazmıyor. Yazarlar elbette yaşamdan besleniyor.

Gazetelerin üçüncü sayfalarını dolduran cinayet haberleri arasında, maktulün öldürüldüğü eve gidip herkesten çok gözyaşı döken, üstünü başını paralayan akraba ya da arkadaşın, sonradan katil olarak tutuklanması az rastlanan bir olay değildir.

Amatör canilerin kendilerini çok akıllı sananları, öldürdüğü kişinin cesedini bulmuş gibi yapar, çığlık çığlığa ihbar eder ve eninde sonunda yakayı ele verir.

Hatta bazı katillerin, cinayet yerine kendisinden başkası olmayan caniyi bulmaya ve bizzat cezalandırmaya pek hevesli döndükleri; kaybolan bir çocuğu, eşi ya da komşuyu bulmak için canla başla arama çalışmalarına katıldıkları çok görülmüştür.

Zaten bu yüzdendir ki kolluk güçleri de katili aramaya maktülün en yakın çevresinden başlar, en çok tepki verene yoğunlaşır ve çoğu kez, yanılmazlar.

***

Elbette konuyla ilgili değil, daldan dala atlayacağım ama; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Türkiye’nin savuşturduğu darbe girişimine karşı gösterdiği garip tepkilerle beni çok şaşırtıyor.

Darbeciler için önerdiği « hainler mezarlığı » başlıbaşına bir skandal. İslamiyet başta, tüm dinlerin felsefesine aykırı ve hiç de uygar, hiç de insanca olmayan korkunç bir fikir.

Araştırdım, dünyada örneği yok!

Çünkü hain de olsa ölüyü böyle bir gömüyle cezalandırmak; ailesine ve çocuklarına ömür boyu manevi işkence demektir ki, bunca gaddarlık, barbarlarda bile yok!

Oysa Kadir Topbaş’ın böyle bir ayıbı önermesiyle gerçekleştirmesi bir oldu!

Seyhan Avşar’ın 28 Temmuz tarihli Cumhuriyet’te yayımlanan haberiydi: Tuzla’da yüz kişi defnedilecek büyüklükte taşlı bir tarlaya « Hainler Mezarlığı » tabelası konuldu.

Cenazelerin namazı kılınmıyor, zaten mezarlığa da giriş de yasak.

Topbaş’ın eseri bu utanca ilk gömülen, Acıbadem muhtarını öldüren Yüzbaşı Mehmet Karabekir. Mezar falan yok. Üstüne kaya parçaları atılmış, bir taş yığını.

Hain de olsa bir oğulun, eşin, babanın tabutuna kapanıp ağlayamayan, cenazesini kaldıramayan, mezarına bir tas su dökemeyen yakınlarına yapılan zulmü düşünün…

İBB Başkanı Topbaş, mezarlığa ilişkin fotoğraflı haberin ertesi günü, Diyanet İşleri Başkanı Görmez’le görüştükten sonra « Hainler Mezarlığı » tabelasını kaldırttığını açıkladı.

***

Ama şimdi de Cumhurbaşkanı’nın borazanlığını devraldı, Taksim’e yapılacak Topçu Kışlası’nı muştuluyor!

Adeta «hainler mezarlığı »na gömülecek cenaze peşinde, yeni bir toplumsal çatışmayı körüklüyor, yeni bir ayrışmayı kışkırtıyor.

Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2013’teki Gezi olaylarıyla 15 Temmuz darbe girişimi arasında ilinti kuruyor, her ikisinin arkasında da FETÖ’nün olduğuna inanıyor. Kadir Topbaş da gerek « hainler mezarlığı » fikri, gerekse Topçu Kışlası çığırtkanlığıyla ona yaranmaya çalışıyor.

Çünkü Kadir Topbaş, darbe girişiminin olduğu 15 Temmuz günü Türkiye’de değil, ABD’ydi!

Odatv’nin 28 Temmuz tarihli haberine göre BM’de Yerel Yönetimler Dünya Teşkilatı UCLG Başkanı sıfatıyla bir toplantıya konuşmacı olarak katılmıştı. Ama konuştuğu panel 13 Temmuz’da, yani darbe girişiminden iki gün önce yapıldı, bitti…

Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan da kendisine « Gözler seni aradı, burada olmalıydın! » sitem etti.

Topbaş, Türkiye’ye geç dönüşünü ABD’nin hava trafiğini durdurmasıyla açıkladı.

25 Temmuz’da, yani darbeden tam on gün sonra ise…CNNTürk ekranlarına çıkıp « O gece »yi, sanki 15 Temmuz gecesi Türkiye’deymiş gibi heyecan ve infial ile anlattı!

İBB Başkanı’nın gençliğinde « Namaz öğreniyorum » diye bir filmde « baba » başrolünü oynadığını biliyor musunuz?*

Topbaş, ailecek piknik yapılan filmde ağaç dalından düdük yapıyor ve çocuklarına dini vecibeleri öğretiyor.

Aktörlüğünü sinemada niçin sonlandırdığı bilinmez; ama gerçek yaşamında iyi oynadığı kesin!