KİMİ ASACAKSIN?

Darbe girişiminden sonra Cumhurbaşkanının çağrısıyla sokağa dökülenlerin bir bölümü tempo tutarak bağırıyor: ‘İdam isteriz !”

Cumhurbaşkanı, bu isteği “Demokrasilerde halkın talebi bir kenara konulamaz. Bu sizlerin hakkıdır”diyerek yanıtladı.  Başbakan da "Halkın idam talebi bizim için emirdir ancak aceleci karar vermek yanlış olur. İdamı ele alacağız" dedi.

Bu ülkeye bu çağda idamı geri mi getireceğiz?

Birleşmiş Milletler 2007 den bu yana defalarca idam cezasının kaldırılması,  kalkmasa bile uygulanmaması konusunda karar önerileri kabul etmişken, AB, idam cezasının geçerli olmamasını   Birliğe üye olmanın koşulu sayarken biz idamı geri mi getireceğiz?

Uluslararası Af Örgütü idamı, hata yapıldığında düzeltilmesi  olanaksız bir insanlık suçu  kabul ederken biz insan mı asacağız?

“ABD’de de var” deniyor. Doğru değil; bazı eyaletlerde var, bazısında yok. Kaldı ki tümünde olsa bile, idama karşı var olan gerekçeler öylesine güçlü ki  idamcıların bu savlarını  geçersiz kılar. 

ABD kaynaklı başka verilere da bakılmalı: Bunlar idam istemenin yanlışlığını yansıtır: ABD de 1992-2004 tarihleri arasında 39 kişinin aslında suçsuz oldukları halde idam edilmiş oldukları anlaşılmıştır.

Türkiye’de yargının şaşmazlığı  oradakinden daha iyi,  daha üstün müdür?   

Egenekon Davaları’nda başta Eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ, bir çok yüksek rütbelimiz  ve sivil yurttaşımız müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmamış mıydı ? İdam cezası kalkmamış olsaydı kuşkusuz  bir kaçının yaşamları ipte son bulacaktı. 

O zaman Ergenekon mahkumiyetlerinin  düzmece belgelere, asılsız  suçlamalara dayandığı ortaya çıktığında ne yapacaktık ? Haksız asılanları geriye getirebilecek miydik ?

Erdal Eren,  1980  sonlarında yaşının aslında 18 den küçük olduğunu yansıtacak testler yapılmadan asıldı. Öldürülmese, hapse mahkum edilse ve işin doğrusu bu gün saptansaydı bile 50 küsur yaşındayken özgürlüğüne kavuşabilirdi.

Bir ülkede “idam isterim !” diye bağırıp çağırmadan önce infaz kurumlarımızın durumlarını da bilmek, o düzeyde olabilecekleri de düşünmek gerekir. Bir hekimin anlattıkları bu aşamada olmuşları ve olabilecekleri güzel yansıtır:

-Askerliğimi Sinop Cezaevinde yaptım. Görevim asılanların  ölüp ölmediklerini saptamaktı. Bu iğrenç görev sırasında asılanların bazılarının hemen can verdiğini, bazısının ise  uzun süre   can çekişip öldüğünü gördüm. Zamanla, cellatların asılacakları kafalarında kendilerine göre bir kez daha yargılayıp cidden kötü bir şey yaptığına inandıklarına eziyet ettiklerini, o kadar kötü bir şey yapmamış olduğunu düşündüklerini ise ipi daha uzun bırakıp boyunlarının hemen kırılmasını sağladıklarını farkettim.

Bu ülkede pek çok ilkelliğe şahit olduk. Bunlara bir de idamı  eklemeyelim.