ÖMÜR KISALIYOR…

İnsan olarak hepimizin yüce bir görevi var:

Kendimizi bulmak…

Ne zaman ki, bu zorlu vazifenin farkına varır ve bu uğurda çetin bir mücadeleye girişirsek, işte o zaman daha güzel bir toplum, daha güzel bir ülke ve hatta daha güzel bir dünya yaratma yolunda sapasağlam adımlar atmış olacağız. Ne vakit “kendini keşfetmek” en büyük amaç hâline gelirse, işte o zaman insanlık, hiç kuşkusuz tarih boyunca çektiği tüm dertlerden kurtulacak, hayat sakladığı tüm güzellikleri bizler için ortaya çıkaracak.

***

Bu, elbette ki kolay bir iş değil, ama oldukça da mümkün bir iş…

Peki nasıl?

Eğitim, burada akla gelen en mühim mesele tabii ki… Fakat, bu ehemmiyetin hakkını verebilmek, özgürlükten geçiyor. Yani, eğitimden sağlanacak verim, ortamın sağladığı özgürlükle doğru orantılı bir şekilde değişiyor. Bu sebeple olacak ki, rahatça sorgulayan ve eleştiren ailede yetişen bir çocuk, daha başarılı oluyor. Tartışmak ve yeri geldiğinde kavga edebilmek, çocuğun içindeki yaratıcı güdüyü gıdıklayarak, yaşam enerjisini zirvelere taşıyor. Böylelikle, düşünsel ve fikirsel hareketlilik, hayattaki tek gerçek oluyor.

Bu dinamizm, çocuğa ne düşünmesi gerektiğini değil, nasıl düşünmesi gerektiğini öğretiyor…

Çocuk, okumanın, tek başına aslında hiçbir anlam ifade etmediğini görüyor… Onun için bellediği her cümleden kendine has sonuçlar çıkararak, kendi düşüncesini oluşturuyor…

Sorulan her soruya cevap aramayı ilke edinerek, anlamsızlık karşısında en büyük savaşı veriyor… Böylece, sorulacak yepyeni soruların da önü açılıyor…

Konu ne olursa ne olsun, doğrunun ve yanlışın ayrımını tek başına yapabilecek duruma geliyor…

Kendini ifade ederken, gücünü içindeki coşkudan ve inançtan alıyor…

Bu enerji, umut duygusunu, hayat boyu yitirilemeyecek boyutlara taşıyor…

Sevgi, bu çocuğun gözlerinden en güzel ve en doğru hâliyle yansımaya başlıyor…

İnsan, varoluyor…

***

Dolayısıyla, çocuklarını esaret altında yetiştiren toplumlarda, kişinin kendini gerçekleştirmesi pek de mümkün görünmüyor. Bu yüzden, çocuklar, henüz yolun en başındayken, hayat boyu sürecek başarısızlığı tadıyor. Düşünsel ve fikirsel hareketliliğe kelepçe vurulmuş bir ortamda, ileride bir hayli tehlikeli olabilecek kişiliklerin temelleri atılıyor.

Heyecanı vasatın altında, sıkıcı bir kitle oluşuyor…

Sorgulamayı, eleştirmeyi, tartışmayı öğrenememiş bu kitle, anlamsızlığın içinde eziliyor…

Sorduğu sorular da, verdiği cevaplar da hep aynı oluyor…

Nasıl düşünmesi gerektiğini bilemediği için, daima çalıntı veya alıntı fikirlerle öne geliyor…

Kendini, sahip olduğu birkaç kuruşla ispatlamaya çalışarak, karanlık sokaklarda hırsız gibi köşeyi dönüp, bilinmezliklere doğru yol alıyor… En büyük talihsizliği, bunu, hayattaki en büyük başarı diye nitelerken yaşıyor…

Geçirilen depresif ataklar, umut duygusunun her an kaybedilebileceğini hissettiriyor…

Hâl böyle olunca da;

Ömür kısalıyor…