TEK MÜMKÜN ARTIK BATI DEĞİL

Kim derdi ki, kendini BOP’un eşbaşkanı ilan etmiş Tayyip Bey Türk Rus ilişkilerinin gelişmesinde yeni sayfa açacak gelişmenin mimarı olarak, Putin ile 9 ağustos 2016 St.Petersburg görüşmesinde, AB ile ABD’ni kontrpiyede bırakacak?…

Kim derdi ki, Türkiye Rusya ile Türkiye arasındaki en gelişmiş ve yakın ilişkileri kurmak Cumhuriyet tarihinin en sağcı, en tutucu iktidarına nasip olacak?

Kim tahmin ederdi ki, iki ülke arasındaki siyasi ilişkiler rayında giderken, tam da, ekonomik ilişkilerde 100 milyar dolarlık bir hedef saptandığı sırada, birden 24 kasım 2015 te bir Rus savaş uçağı entipüften nedenlerle, Türkiye tarafından düşürülerek, iki ülke ilişkileri birden gerginliğin doruğuna tırmanacak?

Ne kadar bilgiyle, veriyle donanmış olursa olsun, ne kadar gelişmiş bir analiz yeteneğine sahip bulunursa bulunsun, kimsenin bunları önceden sezmesi, olduktan sonra da, nedenlerini mantıkla açıklayabilmesi mümkün değildir.

Çünkü, amaçlarına yürüme konusunda çok başarılı olan Tayyip Bey, aynı zamanda takıntılarının , tutkularının tutsağı olarak, her an, her şeyi alaşağı edecek adımları atabilir.

Tayyip Bey ile neyin ne zaman ne olacağı hiç belli değildir, o yüzden de,iki liderin St. Petersburg görüşmelerinin sonuçlarının nerelere kadar uzanacağını şimdiden kestirmek imkansız.

***

Şimdilik söylenebilecek olan, iki ülke ilişkilerinin 24 kasım 2015 öncesi durumuna döndüğüdür.

O tarihte hedeflenen 100 milyar dolarlık ticaret hacmine kısa sürede erişmek, Beştepe’de umulmayan yeni yeller esmezse pek güç olmayacaktır.

Türkiye ile Rusya birbirlerine sıkı ekonomik bağlarla bağlanmış durumdadırlar.

Türkiye enerji bakımından Rusya’ya sıkı sıkıya bağlı, hatta bağımlı ;ham petrol ihtiyacımızın % 10nunu, doğal gaz ihtiyacımızın da % 55 ini oradan temin ediyoruz. Rusların gerçekleştirecekleri Akkuyu da iktidarın yaşamsal önemde gördüğü bir proje. Türkiye de konumu gereği Rus enerjisinin Batı’ya sevkinde, yaşamsal bir koridor konumunda.

Türkiye’nin yalnız yaş meyve ve sebze değil, tekstil ve sanayii ürünleri ihracatında da önemli yeri olan Rusya’nın turizmimizdeki payı belirleyici, tıpkı müteahhitlik sektöründe olduğu gibi.

Kısacası ekonomik ilişkiler, “kazan – kazan” durumundadır ve iki taraf için de karlıdır.

15 temmuz darbe girişimi öncesi ve sonrasındaki gelişmeler, bozulan Türkiye ABD ve AB ilişkileri, Putin’in yakınlaşmayı arttırma teşebbüsleri, Türkiye’nin, dış politikasına da bölgenin kan ateş havzasına dönüştüğü bir anda, yeni boyutlar katabilir. Tıpkı, yüzyıl öncesinde Atatürk ve Lenin ilişkilerinde de olduğu gibi…

Tabii ki, bugün iki taraf da çok başka noktalarda, çok başka ufuklara yelken açmış durumdalar.

Ama konjonktür, o zaman olduğu gibi, bugün de iki tarafa da yakınlaşma imkanı sunuyor.

Türkiye 20, yüzyılın ikinci yarısını Batı’nın bekçisi olarak geçirdikten sonra, 21. yüzyılda ehlileştirimmiş ılımı İslam iktidarıyla, küreselleşmeye eklemlenerek, geleceğini inşa yolunu tuttu.

***

Her iki politika da çıkmaza saplandı. Küreselleşmenin çok kutuplulaşmaya ve Batı karşısında Doğu’nun ağırlılığının artmaya başladığı günümüzde, Batı artık “tek mümkün” değildir.

Bu gerçeği görüp, gereğini yerine getirenler, fırsatı değerlendirmiş olacaklardır.

Burada kastedilen, Batı’nın yerine Doğu’yu yerleştirmeye dönük ikame diplomasisi değil, daha çok seçenekli zengin denge politikalarıdır.

Dünyanın içinde bulunduğu koşullar ve geçirmekte olduğumuz evrimler bunu mümkün kılan fırsatlar sunuyor.

Yalnız burada çok önemli bir sorun var. O da şu: Çok seçenekli zengin denge politikalarını başarıya eriştirebilmek için, onu yürüten iktidarın ve de liderin de dengeli olmaları ve dünyaya olduğu kadar ülkeye ve bölgeye de saplantılardan arınmış sağduyu ile yaklaşacak yapıya sahip bulunmaları zorunlu.