YIKIM VE YENİDEN İNŞA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve tabii AKP’liler, ülkeyi 15 Temmuz darbe girişimine kadar getiren süreci, tek bir sözcük ile tanımlayarak kendilerini temize çıkarmak istiyorlar: Kandırıldık.

Ancak bu tek sözcüğün hükmü yok.

Eğer beraberinde; 2002 yılından, tarihe 17-25 Aralık dosyaları olarak geçen 2013 dönemine kadar, 11 yılın Fethullah Gülen Cemaati ile bir “iktidar ortaklığı” şeklinde geçtiğinin itirafı gelmiyorsa…

Eğer beraberinde; kamu ihalelerinden bakanlıklara, belediyelerin arazi, imar ihale işlerinden eğitimin her kademesine kadar her alanda, ülkeyi yönetmekte ortaklık yapıldığı, bu arada birçok hukuksuzluğa bile bile zemin hazırlandığı, yanlış uygulamalara göz yumulduğu itirafı gelmiyorsa…

Eğer beraberinde; Atatürkçülüğün ve “laik” olan her şeyin “ortak düşman” ilan edilip, elbirliği ile dışlandığı itirafı da yoksa…

Kusura bakmayın HÜKÜMSÜZDÜR!

Bugün karşımızda tüm kurumları ile çökmüş, darmadağın olmuş bir ülke var… Yıkım büyük. Dün Cumhurbaşkanı oda başkanlarını toplayıp konuştu, “Tüm kurumları yeniden inşa edeceğiz” dedi. Çökmüş, yozlaşmış, kutuplaştırılmış, güven duygusunu yitirmiş toplumlarda “yeniden inşa” kolay değildir. Önümüzde birçok örnek var. Bosna’dan, Libya’ya Rusya’ya…

Süreci, “kandırıldık, özür dileriz” diye açıklayarak işin içinden sıyrılmak, bunun siyasi sorumluluğunu üstlenmemek “yeniden inşa meselesinin” demokratik, hukuksal ve çağdaş bir zemine oturmayacağının ilk sinyalleri olmuştu. Şimdi de yapılan “ben yaptım, oldu” şeklinde. Kanun hükmünde kararnameler, kayyımlar, hâlâ biat kültürünün en geçerli unsur olması…

Oda başkanlarına hitaben yaptığı konuşmadaki “herkes elinde neyi varsa getiriyor bağışlıyor, çadırlar kuruluyor her meydanda” söylemi, ekonomi mesajlarının “likiditemiz iyi, döviz çıkışı olmadı” vurgusu ile bankalara “faizleri indirin” diye buyuruşu ve inşaat sektörünün öneminin tekrarı ile sınırlı olması, her şeyin aynı tas aynı hamam süreceğini gösteriyor.

Erdoğan, muhalefeti meydanlarda kendisine eşlik etmeye çağırıyor. Evet darbeye karşı tek ses, tek yürek olmak önemli ama bununla sınırlı kalıp “yeniden inşa”da bildiğini okursan olmuyor.

CHP darbe girişiminin ardından “Ekonomi Yönetiminin Demokratikleşmesi” paketini açıkladı. Son derece iyi bir zamanlama ile 6 maddeli bir eylem planına indirgenmiş paket, kamu atamalarında liyakatten Kamu İhale Kanunu’nun yeniden düzenlenmesine, etkin bir vergi sisteminin oluşturulmasına kadar önemli öneriler getiriyor. Ekonomik ve Sosyal Konsey’in işletilmesi, orta vadeli program çalışmalarına muhalefetin de katılımının sağlanması gerektiği ifade ediliyor.

Çok benzer vurgular baktım dünya devi 200 firmanın CEO’sundan gelmiş. Ankara’da TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun daveti üzerine bir araya gelen şirket yetkililerinin önerileri arasında liyakat, sanayi seferberliği, muhalefetin katılımı var. Ama AKP ve Erdoğan’ın ağzından nedense bu konuda tek bir söz bile çıkmıyor.

Sonuçta Türkiye’nin önünde bir fırsat var. “Yeniden inşa” parçalara ayrılmış bu ülkeyi birleştirici bir tutkal da olabilir. Eğer istenirse tabii…

Kabataş’ın martısı…

Yine “ben yaptım oldu” mantığı ile yaşama geçirilmeye çalışılan bir proje Kabataş’a Martı projesi. İlgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınmadan, ÇED raporu olmadan, sadece İBB Meclisi’nde oyçokluğu ile kabul edilen… Şehir Plancıları Odası ve İstanbul Mimarlar Odası başta olmak üzere birçok sivil toplum kuruluşu, neden projeye karşı çıktıklarını çok iyi anlatıyorlar. Sadece çevresel değil, mimarlık ve mühendislik açısından da sorunları sıralıyorlar. Eğer durdurma kararı çıkmazsa çok yakında başlayacak olan martı projesi İstanbul’a yeni ve büyük bir bedel daha ödetecek…