BEDEL ÖDENMEYECEĞİNİ Mİ SANDIN?…

Yaşamın en kör noktasına sıkışıp kalmışken…

Zaman, içi boş konuşmalarla harcanıyorken…

Geçen her gün gerçeklikten biraz daha kopuluyorken…

Kendini kandırmaca, oynanılan oyunların en gözdesiyken…

Karanlıklarda yürüyüş, en sevilen aktivite olmuşken…

Önünde biriktirdiğin taşların, ayağını yaralamayacağını mı sandın?..

***

Gözler, birbirine bakmaya utanacak kadar samimiyetsizlikle dolmuşken…

Aldatmak, “işini bilmek”le ifade ediliyorken…

En büyük kayıp, duygularda yaşanıyorken…

“Düşene bir tekme de sen vur!” diyebilecek kadar vicdanlar kirlenmişken…

Bünyeye, güvensizlik aşılanıyorken…

Ucuna kadar geldiğin uçurumdan yuvarlanmayacağını mı sandın?..

***

Sığlık ve vasatlık, gelinmiş son noktayı betimlemeye yeterliyken…

Edinilmiş en yakın dost, yalakalık olmuşken…

Paylaşabilmenin yerini, her alanda cimrilik almışken…

Hatalardan duyulan pişmanlıklar, zayıflık diye nitelendiriliyorken…

Susmuşluk üzerine, adeta ant içilmişken…

Paçayı öyle kolay kurtaracağını mı sandın?..

***

Evdeki aş bile rahat pişmezken…

Gün sonunda oturulan masaya huzursuzluk hâkimken…

Lokmalar boğazlardan zar zor geçiyorken…

İçilen su, bulanıklaşmış ruhları temizlemeye yetmezken…

Sofranın bereketini gönüldeki zenginlik değil de, cüzdandaki nakit belirliyorken…

Ocaktaki ateşin seni yakmayacağını mı sandın?..

***

Bilgi her zaman en ağır cezaya çarptırılmışken…

Şiir, sanat, müzik, tiyatro ezelden beri en acımasız sürgüne gönderilmişken…

Mahkûmiyet, ebediliğini yavaştan hissettirmeye başlamışken…

Nice masumun kanı yerde kalmışken…

Aklın kısalığı, hiçbir zaman rahatsızlık vermemişken…

Bedel ödenmeyeceğini mi sandın?..

***

Ödenecek güzel kardeşim…

Ödeyeceksin…

Sen…

Ben…

Herkes…

Ödeyeceğiz…