OHAL DEĞİL, ‘SAVAŞ HALİ’

15 Temmuz darbe kalkışmasının hemen akabinde ortak tek bir ses vardı: “Ülke olarak uçurumun kenarından döndük.”

Döndük mü gerçekten? Yoksa oyun tüm hızıyla devam mı ediyor?

Bugün içinde bulunduğumuz durumun adı OHAL değil ‘Savaş Hali’. Adı tam olarak konulmasa veya telaffuz edilmese de savaş halindeyiz. Hem içte hem dışta.

4 taraftan çevrilmiş halde: FETÖ, IŞİD, PKK…

Yurtdışında PYD.

Peki, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun konvoyuna yönelik saldırı girişimi neyin habercisi? Devamı gelecek mi?

Türkiye’de güvenlik ve yönetim zafiyetinin dibe vurduğu bir dönemde yaşanıyor tüm bunlar. Darbenin ne zaman, nereden geleceğini bilmeden bekliyor; yaşar gibi yapıyoruz. Tek bildiğimiz, acı bir haberin gelmeden tek bir günün geçmediği… Peki nereye kadar?

Ortadoğu cehennemi Türkiye’yi de kapsama alanına aldı, doludizgin gidiyoruz. Ortadoğu coğrafyası üzerinde oynanan büyük oyunun dışında kalabilir miydi Türkiye?

En azından kendini daha fazla koruyabilirdi.

Ancak büyük hırslarının üzerine bir de beceriksizliği ve yanlış politikaları ekleyince kendimizi tam cehennemin ortasında bulduk.

Öyle ki başka konuları gündeme getirip tartışamıyoruz bile. Oysa bu ülkenin ciddi bir eğitim, ciddi bir ekonomi sorunu var.

Sanayi, tarım, turizm, inşaat, yabancı yatırım, yerli yatırım hepsi alarm zilleri çalıyor.

Ve ne yazık ki turizm ve inşaatı bir kenara ayırırsak diğerlerinde sorunun ana nedeni konjonktürel değil yapısal. Yani 14 yıllık AKP iktidarının yanlış politikalarının payı büyük. Neredeyse 14 yıldır bu politikalar kamuoyunda tartışılmıyor bile. Televizyonların tartışma programları sadece iç ve dış siyaset ve en gündemde olan üzerine kurgulu.

Tarımın ölüm fermanı

Eski CHP milletvekili, eski TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın Türkiye’de tarımın son 30-35 yıllık krizinin dibine vurduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Tarım desteklenmedi, tersine vergilendirildi, çiftçi iflas noktasına getirildi. Hayvancılık çökertildi. Çökertilen üretim kapasitesi ithalat faturalarına yansıyor”.

Geçen gün yasalaşan torba yasanın içinde tarım sektörüne öldürücü son darbeyi indirecek özelleştirmeler de vardı.

Son anda listeden çıkartıldı. Zaten kırpıla kırpıla bir avuç kalan Atatürk Orman Çiftliği’nin yanı sıra Çaykur, Et ve Süt Kurumu, TŞFAŞ ve Şeker Kurumu, Tİ- GEM, TMO, DSİ, GAP ve sulama birlikleri… Hepsi de Türkiye’de tarımın yeniden düzenlenmesi için yaşamsal kurumlar birer birer tasfiye edilmek istendi. Günaydın, “sadece süreci ertelediler” diyerek konunun önemine dikkat çekiyor: Sadece ÇAYKUR’un yok edilmesi bile yerli çayın ölüm fermanı olur. Uzak Asya’da geniş plantasyonlarda ve çok düşük maliyetlerde üretilen çay ile rekabet mümkün değil. Ancak tehlikenin bir boyutu daha var. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin büyük gururla müjde gibi verdiği “2017 yılında tarımın da Gümrük Birliği’ne dahil edileceği” haberi. Gökhan Günaydın “Üstelik işin en vahimi; Bakanı ilahiyatçı, Bakan Yardımcısı Hukukçu, Müsteşarı İş- Kur’cu olan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın bu konuda bilgiye dayalı yorum yapabilecek ne kapasitesi ne de heyecanı var” diyor.

Türkiye, tarihinin en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Her bir acı peşi sıra yeni ve daha kötü bir acıyı sürüklüyor.

Kuşatılmış Türkiye en azından kendi insanını doyurmaya yetecek tarımsal güce sahip olmayı başarabilse…