EFKAN ALA’YI KİMİN AHI TUTTU?

AKP iktidar sürecini çok aşan bir zamandır okullu da olsa alaylı kalan, zır cahil, ama cüretkâr kurnazların devletin en üst makamlarına yükselebildiği Türkiye’de; politikacıların kaba sabalığına alışkınız.

Zaten yaygın kanı da “halkın kendi yansımasını görmediği” politikacılara oy vermediği yönünde. Dolayısıyla bizim ellerde politika yapmak için kaba sabalık aslında bir kusur değil, zorunluluk sayılıyor.

Kanıksamış olmam gerekiyordu, ama siyaset sahnesinin ışıkları Efkan Ala’yı aydınlattığında yine de afalladım ve “dangul dungul bir kurnabaz*” diye düşündüm hakkında.

Nitekim doğru çıktı.

Daha önce valilik yaptığı Diyarbakır’a 27 Aralık 2015’te İçişleri Bakanı olarak gelen Efkan Ala, tarihe mal olmuş yöre ünlülerini sayarken Kutadgu Bilig ve yazarını anmak istedi.

Ancak eserin tam adını bir türlü söyleyemedi. Uzun süre “Kutat…Kutad…gu…gugu…” diye kekeledikten sonra aklına “abidik gubidik” deyişi gelmiş olacak ki, “Kutatgu Gubilik kitabını bize armağan eden Ali Emiri!” deyip çıktı işin içinden.

Başta kendi maiyeti, toplantıyı TV’lerden izleyen herkes elbette çok güldü.

Ancak İçişleri Bakanı’nın zor anlarını “Efkan Ala’nın Kutadgu Bilig’le imtihanı” başlığıyla ölümsüzleştiren (YouTube’da hâlâ videosu dönüyor) medya mensupları ve zaten TV seyircileri de Efkan Ala’dan ne daha az cahil, ne de gülünçtüler…

Varsa yoksa adamın Kutadgu Bilig diyememesine takılmışlardı.

***

Oysa Efkan Ala’nın yaptığı asıl gaf, kitabın yazarına dairdi!

Kutadgu Bilig adlı eser Yusuf Has Hacip’in kaleminden çıkmış olup 1068 ile 1069 yılları arasında yazılmıştır.

1857’de Diyarbakır’da doğup 1924’te İstanbul’da ölen Ali Emiri’nin edebiyata yaptığı en önemli hizmet ise Kaşgarlı Mahmud’un Divanu-Lugati’t Türk eserini yeniden yayımlayıp kültürümüze kazandırmak olmuştur.

Efkan Ala, aslında ucuz kurtulmuştu. Abidik gubidik referansına dayanarak Kutadgu Bilig’i Öztürk Serengil’e yazdırması işten değildi!

Telif hakkını yediği Yusuf Has Hacip’in ahı sekiz yüzyıl beklemedi, sekiz ay sonra tuttu. İçişleri Bakanı, 31 Ağustos 2016’da istifaya zorlanarak görevinden alındı.

Böyle stratejik bir makamdan ansızın indirilmesi hem çok önemli bir gelişme, hem de en lekelilerine bile sahip çıkan AKP iktidarının tarzı değil.

Şimdi her kafadan bir ses çıkıyor.

Her zaman olduğu gibi hiç bilmeden çok bilmişler, kanal kanal gezip istifa teorisi yumurtluyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “performans düşüklüğü”nden dem vurdu. Oysa Efkan Ala, on yılı aşkın süredir “Başkanın Adamları”ndan, en yakın, en güvendiklerinden biri.

Diyarbakır Valiliği, Başbakanlık Müsteşarlığı, 17-25 Aralık sürecinde, yüzlerce ölüyle sonuçlanan kanlı terör eylemlerinden sonra dokunulmadı da niye şimdi dokunuldu?

Böyle önemli gelişmeleri doğru okumak, hemen öncesindeki olayları gözden geçirmekle mümkündür.

***

İçişleri Bakanı Efkan Ala, 31 Ağustos akşamı istifa ettirildi. Eski İstanbul İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, Çeşme’de 30 Ağustos sabaha karşı gözaltına alınıp İstanbul’a getirildi.

Hüseyin Çapkın’ı temmuz sonunda tutuklanan eski İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun ele verdiği söyleniyor.

Mutlu, rastlantıya bakın ki Diyarbakır Valiliği’nde Efkan Ala’nın halefiydi. Gerek Mutlu, gerekse Çapkın’ın İstanbul görevleri sırasında ise Ala, Başbakan Erdoğan’ın müsteşarı olarak İstanbul’daki gözü kulağı.

Hüseyin Çapkın’ın, gözaltına alınmasından Efkan Ala’nın istifasına geçen yaklaşık 40 saatte: “Sen beni sabaha karşı gözaltına aldırıyorsun, oysa ne sırlar taşıdık birlikte, neler paylaştık seninle” diye düşünmesi olağandır.

Düşüncelerinin devamında da “Madem bana bunu reva gördün, madem ben bitmişim zaten, şimdi bülbül gibi şakıyayım da sen gününü gör!” kararına varmış olabilir.

O güne kadar aralarında saklanan ağır sırlar, İlah’ın kulağına gider ve perde iner.

Yorumum illaki doğrudur, demiyorum.

Ama Efkan Ala’nın görevden alındığı sahnenin perde arkasını, ben böyle hayal ediyorum.

*Kurnaz ile yobazın karışımı, bir Donatella Piatti deyişi.