ABDÜLHAMİD HASTANESİ

Haydarpaşa Askeri Hastanesi, Sağlık Bakanlığı’na devredilince adı “Haydarpaşa Sultan Abdülhamid E.A. Hastanesi”ne çevrildi. Yeni tabelasında kesinlikle belirtilmemiş olmasına rağmen –yönetimin 2. Abdülhamid’e aşırı hayranlığına bakarak– yüceltmek istedikleri ama adını doğru dürüst yazamadıkları sultanın birinci değil, ikinci

Abdülhamid olduğunu düşünebiliriz .

Böyleyse soralım: II. Abdülhamid, bu çapta önemsecek, kutsanacak biri miydi?

Bu konuya olumlu cevap verenler de var, böyle düşünmeyenler de.

Ancak, 2.Abdülhamid’in ağır bir kuruntu (vesvese, paranoya) vakası olduğu pek tartışılmıyor. Zamanında, burnunun uzunluğundan “burun” lafının, oturduğu sarayın adı olduğundan “Yıldız”, hatta “Yıldız şehriyesi” demenin yasaklanmasını da buna bağlayanlar var.

2.Abdülhamid zamanında Yıldız Sarayı arşivinde çalışmış olan İbn-ül Emin Mahmut Kemal, padişahı iyi tanımaktadır;

“Son Sadrazamlar” adlı eserinde 2. Abdülhamid’in bu özelliğini defalarca vurgulamıştır:

“Sultan Abdülhamid ifrat derecesini de aşanvehmine mağlup olmayıp bu noktaları da düşünseydi…” (s.941)

“Vehmü vesvese buhranına uğradığı zaman aklı-selime ve şanı saltanata muhalif hareketlerde bulunan bir padişahın…” (s.1015)

Saray cerrahlarından ve İstanbul belediye başkanlarından Dr. Cemil Topuzlu Paşada “80 Yıllık Hatıralarım”da padişahın hastalık derecesine varan vesvesesinden söz açar:

Abdülhamid’in eşlerinden birinin omuzunda bir yara belirir. Padişah, bunun nasıl oluştuğunu sorduğunda Cemil Paşa, “Karasinek ısırmıştır” der.

Aşırı vesveseli padişah, eşinin nerede soyunup ısırıldığını sorgular: Kadının sadakatinden kuşkulanmaya başlamıştır.

Cemil Paşa, “Hamamda olmuştur” der.

Saray görevlileri seferber edilir, o sinek her yerde aranır ama bulunamaz. Padişah, hamamda böcek kaçırmak için tek defa yakılması gereken kükürtün bir ayı aşan süreyle her gün yakılmasını emreder.

Sonuçta, padişahın artan endişesini gidermek için başka bir yerde yakalanan bir sineğin, sarayda yakalanmış olduğu söylenir.

Abdülhamid’in vesvesesini aktaran kaynak bundan ibaret değildir. F. Yenişehirlioğlu’nun, bu paranoyanın, onun bazı eklemeler yaptırdığı Yıldız Sarayı’nın içe dönük atmosferine bile yansıdığını anlattığı çalışmasında da, Kadı ile Wielebrandt’ın (D.A. Howard’ın) “Türkiye Tarihi” kitabına yazmış oldukları bölümde de bu hastalıktan bahsedilir.

Bu bilgilerin ışığında askeri hastanelerimizin en görkemlilerinden birinin adının Sultan Abdülhamid’e çevrilmesini yadırgamamak gerekir: Bugüne kadar daha çok Mazhar Osman, Siyami Ersek, Zekai Tahir Burak, Behçet Uz gibi ünlü doktorlarımızın adlarını vermiş olduğumuz hastanelere artık hastaların da isimlerini vermenin sırası gelmişti.

Bundan sonra Sağlık Bakanlığı’na devredilen hastanelerden birine Deli İbrahim, başka birine de Sultan Birinci Mustafa’nın adlarının verilmesini beklemek bu nedenle uygun olacaktır.