YA BARIŞIN EKONOMİ POLİTİĞİ?

İnsanoğlunun evrensel vahşetinin dorukta olduğu tarihsel süreçlerden birinin tam ortasındayız. Bu yüzden “barış” sözcüğüne ve 1 Eylül “Dünya Barış Günü”ne yüklenen anlamlar çok daha derin. Barışı uzak bir hayal olmaktan çıkarmak ise hiç kolay değil; en azından bizim coğrafyada… Savaş sadece kanla sulanan topraklar, acı, ölüm, patlayan bombalar, savaş uçakları, yetim kalan bebeler, ağlayan ana babalar değil… Zorunlu göçler, yoksulluk ve sefalet, hastalıklar, okula bile gidememek de değil yalnızca… Yaşanan acıların, travmaların nesilden nesile aktarılacak olmasını da hesaba katmak gerekir…

Her savaşın beraberinde bir ekonomi politiği de mutlaka vardır. O toplumları çatışmalara, kargaşaya, savaşlara sürekleyen nedenlere, küresel emperyalist güçlerin çıkarları da eklemlenir. Savaş ekonomisi, iktisadın en temel sorusu olan “ne üretelim” sorusuna “savaşın gerektirdiği mal ve hizmetleri üretelim” yanıtıdır da aynı zamanda. Bu yüzden savaşların, çatışmaların uzun sürdüğü ülkeler asla kalkınamazlar.

Peki, barışın ekonomi politiği nedir sizce? Neden hiç dillendirilmez? 1 Eylül Dünya Barış Günü, mesajlar atılır, demeçler verilir, “barış dolu bir dünya umudunun” dile getirildiği… O kadar…

2008 yılından beri her yıl yayımlanan bir veri var: Küresel Barış Endeksi.

163 ülkenin analiz edildiği bu endeks önemli bir olguyu da gözler önüne seriyor: Dünya çapında her yıl şiddetin bir
önceki yıla göre yükseldiğini ve politik istikrarsızlığın arttığını…

Türkiye tahmin edeceğiniz gibi “Barış seviyesi düşük” ülkeler klasmanında. Dahil olduğu Avrupa kategorisinin son sırasında ve genel sıralamada en çok gerileyen üçüncü ülke. Listede geçen sene 135’inci sıradaydı, 2016’da 10 sıra gerileyerek 145’inci olabildi.

Küresel Barış Endeksi’ne göre, çatışma ve terörizmin dünyaya maliyeti sadece geçen yıl 13.6 trilyon dolar oldu. Bu dünyanın toplam gelirlerinin yüzde 13.3’üne, her bir insan için ise 1.876 dolara denk geliyor.

Barışın maliyeti savaşınkinin yüzde 2’si

Peki, barışın maliyeti nedir? BM bu konuda bir çalışma yapmış. Tüm dünyada barışın tesisi için harcanacak paranın 8 milyar dolar olacağını tahmin ediyor. Bu rakam, barışı tesis etmenin, savaşın maliyetinin sadece yüzde 2’sine denk gelmesi demek.

Şüphesiz rakamlarla konuşmak en kolayı. Bir kere fitil ateşlendikten sonra çatışmayı, savaşı önlemek ise en zoru. İşin içine dini, ideolojik, siyasi, ekonomik onlarca kaotik bulamacın katıldığı bir bohçadan barışı çıkarmak… Ama imkânsız da değil. En azından gelir adaletsizliğinin önüne geçilecek adımların atılması örneğin… Son dönemlerde sıkça dillendirilen bir kavram var: Evrensel temel gelir.

“Herkese yaşam boyu, koşulsuz ve karşılıksız bir temel gelir” üzerinde konuşmanın zamanı gelmedi mi?

Karnı doyan, barınan, gelecek kaygısını asgariye indirmiş insan eline silah alıp savaşmaz. Onun yerine bir mücadele verecekse onu hukuksal ve siyasi zeminde vermenin yollarını arar.

Bu yüzden barışın ekonomi politiği, içinde bulunduğumuz süreçte belki her şeyden daha önemli. Ne dersiniz?