BUZ PARÇASI

Gemisini yürüten kaptancıklar haline gelip, suyun altındaki balıkları acımasızca katleden bir toplum, birbirinin devamı ve tamamlayıcısı niteliğinde olan sevmek ve başkaldırmak nedir bilmez, bilemez. Sahtekârlık ve egoizm tüm benliğinde dolaşmaktadır çünkü. Daima doğadan çalmak, doymak nedir bilmeyen aç gözlülüğünün doğal bir sonucu olmuştur.

Böyle bir toplumu ifade eden bir çoğunluk, doğuştan getirdiği tüm iyilikleri ve güzellikleri yerle bir etmiş, hayatı paylaşan veya yaşayan bir yapı olmaktan çıkışmış, yalnızca hayata saldıran bir sürü haline gelmiştir. Bu durum, nice ahlaksızlığı beraberinde getirmiş, kişiler sapkınlıklarını dizginleyemez ve saklayamaz bir tipe bürünmüşlerdir.

Bu bağlamda, yalanlar ve palavralar arasında bir yok oluş senaryosunun, en alelade biçimini yaşamak zorunda kalmak, toplumun karakterini tek başına anlatmaya ve anlamaya yeterli gelmiştir.

***

Memleket sevgisini çılgınca dile getiren naralar, söylenen bu yalanların en meşhurlarıdır. Sürekli olarak ülke sevgisini dile getirmek, zaten gerçekte var olmayan bir sevginin üstü kapalı bir itirafıdır. Sevmek gibi özel bir yeteneği, izlediği futbol karşılaşmalarındaki fanatizme indirgemiş bir camianın, memleket sevdası elbette hiç de inandırıcı değildir.

Bu sadece bir kandırmaca, yıllardır süregelen bir şehir efsanesidir…

Fedakârlığın ve vefakârlığın zerre miktarda elinden tutmadan, yalnızca kazanç peşinde koşan bu delilik ordusu, sorumsuzca yaşamayı alışkanlık haline getirmiştir. Dolayısıyla, her gün kendi kendine söylediği yalanlar olağanlaşmış, aldatmacaların çevresinde hayalsiz bir yaşam, toplum tarafından uygun görülmüştür.

Yani toplum, kıyıda köşede sürünerek harcanan, edilgen bir hayatı kendine reva görmüştür.

Bu sebeple olacak ki, uyuşuk duygular tüm sıkıcılıklarıyla tüm boşlukları doldurmuş, nefes alınacak tek bir alan bile kalmamıştır…

Arkayı dönüp, çekip gitmek, tam da bu yüzden, bu kadar kolay oluvermiştir…

Değişime ve gelişime olan inanç, neredeyse hiç kalmamış, umudunu yitirmiş, sorunlu bir insan kümesi ortaya çıkmıştır…

Tepkisizlik, tepeden tırnağa kangren olmanın önünü açmıştır…

Lanet olası sessizlik, içinden çıkılamaz belaları peşi sıra dizivermiştir…

Sahici sevgi duygusundan bir hayli mil öte uzaklıkta olmak, bunalımlarla dolu, sonu belirsiz bir macera yaşatmaktadır, bu yalancı düzene…

***

Vaziyet buyken ve balıkları yutan kaptancıkları anlatan kelimeler, bilinçsizlik, kaygısızlık ve duyarsızlık iken, oturup da başkaldırıdan bahsetmek gülünç oluyor tabii ki. En temelinde, bir toplumu oluşturan bireyler “sevme”yi beceremedikleri için, haliyle sevda uğruna yapılabilecek şeylerden de bihaber oluyorlar. Göze alınabilecek şeyler küçüldüğünden olacak ki, korku tüm netliğiyle ve kesinliğiyle hissediliyor her bir yanda.

Dondurucu soğuk tüm hızıyla yayılıyor böylelikle…

Değer vermeyen ve sözde var olan sevgisini bile günübirlik yaşayan, zavallı ahali, susarak ve pusarak gününü kurtardığını sanıyor…

Kendini aldatmaya ve tüm hayatını boşa harcamaya devam ediyor…

Oturduğu tribünden çıkardığı anlamsız seslerle, fanatizmin en kepaze şeklinin içinde rezil oluyor…

Yüreği kaskatı kesilmiş olan, bu donuk buz parçası;

Başkaldırmadığı her bir an, biraz daha eriyip, biraz daha siliniyor…