DEVLETİN İNTİHARI!

İHL’lerde felsefe ve mantık okutulmadığı için ne Lozan’daki gibi müzakere yapabilecek, zaten ne de fikir çatışması nedir, nasıl kazanılır hiç mi hiç bilmedikleri sık sık "kandırıldık, aldatıldık" itiraflarından belli; hayatları üç verdim, beş aldımla sınırlı ticari pazarlıktan ibaret cahillere Lozan’da kazanılan kutsal davanın önemini anlatacak değilim.

Çünkü Türkiye’yi var iken yok edenler, yoktan var etmek ne demektir, kavrayamazlar.

Onların anlayacağı basitlikte olmasını umarak, yalnızca şunu söyleyeceğim:

Aldığınız verdiğiniz üç beş milyon paralar gibi, üç beş milyon kelleyi de bir araya toplayıp biz devlet kurduk, dersiniz.

Para basar, bayrak falan da dikersiniz. Ama kurduğunuz devleti uluslararası camia resmen tanımazsa, devlet olamazsınız. Dünya bankalarından bolca kullandığınız kredileri, borçları alamaz; borsaydı, finanstı, sıcak para akışıydı falan, hava alırsınız. Biçare Filistin gibi olur, onun bunun himayesine muhtaç kalır, sadakasına avuç açarsınız, kapiş?

***

Artık yıkımı durdurmak için çok geç olmakla birlikte, Türkiye’nin nasıl çöktürüldüğünü gören ve anlayanlara doğru sözlerle bir saptama yapmak içinse, şöyle söyleyebilirim:

Lozan Antlaşması, sizlerin bildiği gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu akti; meşruiyeti dünya tarafından resmen tanınan devlet olabilmek belgesidir. Devletin kurucu aktini hezimet gibi gösterip tartışmaya açmak, meşruiyetinin inkarıdır.

Meşruiyeti bizzat yönetenler tarafından inkar edilen bir devlet de ya intihar ediyor ya da ettiriliyor, demektir!

Dünyadan ve dost ellerimizden bir kuyruklu yıldız parlaklığıyla kayıp giden Memet Baydur, Türkçe’nin evrensel değerde tiyatro yazarlarından biriydi. Her eseri felsefi bir çağrıydı, son piyesi ise sanki bugünler için yazılmış bir kehanet olup "Lozan" başlığını taşıyordu.

***

Tiyatroları kapatanlardan, elbette Lozan piyesini görmüş, duymuş olmaları beklenemez. Oysa Memet Baydur, onların neler yapacağını öngörmüştür yazdığı oyunda…

Müzakerelerin ilk evresinde Türk delegasyonundan Numan ve Nadiryan beylere hitaben konuşturduğu İsmet Paşa’ya şöyle söyletir:

"Yıllarca sonra içimizde bile hala Sevr’i savunan şaşkınlar, ebleh hainler olduğunu görüp kederleneceğiz. Ama şimdi buradayız. Çalışalım!"

Lozan piyesinde, dekorun en önemli ögesi devasa boyutlarda bir Sevr vazosudur.

Felsefe, mantık, edebiyat, tiyatro, resim, heykel cahilleri bilmezler ama, Lozan Antlaşması’nın iptal ettiği Sevr Antlaşmasının işgal güçleri tarafından imzalandığı Sevres, dünyada en değerli porselenlerin imal edildiği bir Fransız kentidir ve Sevr vazoları, krallık tarihleri yazmıştır.

***

Lozan’ın ilk perdesinde bir kenarda duran Sevr vazosu, oyun ilerledikçe öne çıkmaktadır. İsmet Paşa, müzakerelere her dönüşünde Sevr vazosuna sanki Türkiye’yi parçalayan antlaşmayı sarsıyormuş gibi bir şaplak atıp çıkar sahneden.

Oyunun son perdesinde, vazo sahnenin tam ortasında, bir masanın üstünde durmaktadır.

İsmet Paşa, konuşur:

"Bakın çocuklar, adamlar bizim bu anlaşmanın sonuçlarına layık olacağımıza inanmıyorlar. Savaştan çıkmış, yanmış, yıkılmış bir ülke… Kısa zamanda onlara avuç açacağımızı, burada bütün kazandığımızı birkaç yıl içinde yitireceğimizi sanıyorlar. Bizi uygar değil, ilkel görüyorlar.

Bizler, herkese bunun böyle olmayacağını kanıtlayacağız!

Bundan böyle… kolay olmayacak. Hiç kolay olmayacak ama…olacak!

Haydi gidelim beyler. Memlekette yapılacak işlerimiz var."

***

Türk delegasyonu sahneden çıkmaya başlar. İsmet Paşa, masanın üstündeki Sevr vazosuna bu kez okkalı bir şaplak indirir. Numan ve Nadiryan yetişemeden Sevr vazosu yere düşer, paramparça olur. Müzik artar, sahne kararır ve perde iner.

Ey cahiller!

Sevr vazosu, edebiyat, felsefe, tiyatro nedir, müzakere nasıl yapılır bilmeyen ve zaten devlet temsiliyetini görgüsüz şatafat, meşruiyetini de baskı, zulüm ve zorbalık sanan sizler; Türkiye’yi savaşmadan viran, insanlarını birbirine düşman, halkını esir düşmeden hapislere tutsak ettiniz.

Siz varken düşmana ihtiyaç yok.