ÜST AKIL KOLAYCILIĞI

Eskiden başımıza gelen her türlü belayı dış güçlere/emperyalizme bağlayıp rahatlardık. Aradan geçen yıllar içinde bu konuda hiçbir şey değişmedi. Şimdi de FETÖ imiş, IŞİD imiş, PKK imiş, “Bunlar bir üst akıl tarafından yönetiliyor” deyip rahatlıyoruz. “İç dinamikler” diye bir gerçek yokmuş gibi. Anlaşılan biz halk olarak, toplum olarak sütten çıkmış ak kaşıklarız, üzerimize hiçbir kötülüğü kondurmuyoruz, konduramıyoruz.

Oysa başımıza bela olan her türlü kötülük gibi terör örgütlerinin üreme zemini de kendi topraklarımızdır. PKK de, FETÖ de ülkemizde üremişler, Abdullah Öcalan da Fethullah Gülen de bu topraklarda yetişmiştir.

Yapılan araştırmalar Türkiye nüfusunun yüzde 5’inin IŞİD sempatizanı olduğunu ortaya koyuyor. IŞİD militanlarının Adıyaman ve Gaziantep’te yuvalandıkları uzun zamandan beri bilinmektedir.

Altyapısı kapitalist, üstyapısı İslami karakterde feodal kalmış bu çarpık düzen terörizm için elverişli koşullar sunmaktadır.

İslam, insan ve toplum hayatının her alanını değişmez kurallara bağlayan bir inanç sistemidir. Dolayısıyla her İslami cemaatin nihai hedefi ya iktidar olmak ya da iktidara ortak olmaktır.

Hiçbir biçimde içinde reforma geçit vermeyen bir dogmalar bütünü olan İslamın, evrensel anlamda bir demokratikleşmenin/demokrasinin destekçisi olacağını düşünmek ham hayaldir.

1950 yılında iktidara geçen Demokrat Parti’den başlayarak iktidara gelen tüm muhafazakâr partiler İslami cemaatleri arka bahçeleri olarak değerlendirmişler, bunlara çeşitli ödünler ve nihayet “her istediklerini” vermişlerdir.

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosu bu gelişmeyi öngördüğünden, 1924 Anayasası’nda yer alan “devletin dini İslamdır” maddesi 1928 yılında çıkartılarak laiklik benimsenmiştir.

CNN Türk’te yayımlanan Didem Arslan Yılmaz’ın “Türkiye’nin Gündemi”, Ahmet Hakan’ın “Tarafsız Bölge”, Şirin Payzın’ın “Ne Oluyor” adlı tartışma programlarını izliyorum. Bu tartışmalarda muhafazakâr cepheyi oluşturan konuşmacılar her fırsatta başta laiklik olmak üzere Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine saldırıyorlar.

1950’den sonra yapılan yanlışların yol açtığı yıkıcı sonuçlardan hiçbir ders çıkarmamışlar. Beyinler bir kez örümceklenince hukukçu, araştırmacı, yazar, gazeteci ya da sendikacı olunabiliyor fakat özgürlükçü, demokrat olunamıyor.

Bunların tümü de üst akıl kolaycılığına sığınıyor, başımıza gelen her belada adı/adları bir türlü konamayan dış güçleri işaret ediyor.

Somut örneklerden ürküyorlar.

Küçük bir örnek vereyim. Şimdi FETÖ’cülükten Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Gazi Üniversitesi rektörü Süleyman Büyükberber’i 5. sırada bulunmasına karşın salt “alnı secdeye varıyor” diye rektör seçen Cumhurbaşkanı bir Japon muydu?

2010 yılında yapılan KPSS sorularını çalarak binlerce yandaşını devlet kadrolarına yerleştirenler Nijeryalı mıydı?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en başarılı subaylarına kumpas kurup hayatlarını karartanlar İtalyan, askeri okullarda cemaate yaklaşmayan öğrencileri okullarından attıranlar Sri Lankalı mıydı?

Hepsi bu toprakların insanıydı.

Sen bunları görmezden gel, sonra paçan sıkışınca dış güçlere, üst akıllara sarıl.

Kusura bakma, yemezler!

Ha, dünyada Türkiye’nin önünü kesmek isteyen güçler yok mudur?

Kuşkusuz vardır, O zaman salaklıktan vazgeçeceksin, akıllı olacaksın, izin vermeyeceksin.

Pek kolay olmayacak biliyorum ama yine de bir deneyin derim…