PROJE OKULLARI, ON YIL SONRASI

Haber şöyle: Kadıköy Anadolu Lisesi öğrencileri 70 öğretmenlerinin sürgüne gönderilmesi üzerine bu sabah derslere girmeyerek oturma eylemi yaptı. Okul müdürü ise öğrencileri disiplin cezası ve devamsızlıkla tehdit etti.

Liseliler, eylemin nedenini, ‘Okulumuzun 3 yıl önce proje okulu ilan edilerek, kulüp faaliyetlerimizin, festivallerimizin yapılamamasına neden olunması ve bu uygulama ile KAL ruhunun yok edilmeye çalışılmasıdır’ şeklinde ifade etti.
Şimdi şöyle birkaç yıl ileriye gidelim isterseniz… 10 yıl sonrasına. Yani 2026 yılına…

Son elde kalan iyi, köklü okulların da proje okul adı altında imam hatip versiyonlarına dönüştürülmesi ile, tam da iktidarın istediği şekilde dindar ve kindar nesillerin yetişmiş olduğu Türkiye’ye bir göz atalım. 10 yıl sonra Türkiye nüfusu 82 milyon. Suriyelileri de ekleyin 85 milyon. Dindar, kindar, milliyetçi, muhafazakâr ve eğitimsiz bir nüfusun büyük çoğunlukta olduğu bir ülke… Peki, ne yapacak bu insanlar? Nasıl iş bulup çalışacaklar? Nasıl yaşayacaklar?

Evrensel değerlerden ve çağdaş eğitimden uzaklaşıldıkça opera, bale, klasik müzik, caz, sanat galerileri, müzeler… onlara ne olacak? 10 yıl sonra okullarda başı açık eğitim görmek isteyen öğrenciler hiçbir baskı görmeden okuyabilecekler mi?

Dünyanın 18. büyük ekonomisi olup da bir partinin tek başına iktidar olmasına karşın insani gelişme endeksinde sürekli gerileyen bir ülkeyiz. OECD ülkeleri arasında da toplumda eşitsizliğin en kötü olduğu üçüncü ülke. Peki, bu ülke bu insan profili ile ne yapacak? Bundan iki sene önce Malatya’da bir grup ortaöğrenim öğrencisi ile sohbet etme imkânı bulmuştum. Türkiye’nin hangi kıtada olduğu, komşularının kim olduğu, örneğin Bangladeş ya da Cezayir’in nerede olduğu gibi sorulara bile yanıt alamadığımı söylesem… Malatya sadece bir örnek, emin olun ki İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerde de bu soruların yanıtını bilmeyen aynı yaşta öğrenciler var.

Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Politikalar Forumu’nun Prof. Ayşe Buğra liderliğinde hazırladığı 50 sayfalık rapor dehşet verici bir Türkiye tablosu ortaya koyuyor.

Türkiye’deki çalışma koşulları, ölümlü iş kazaları, sendikal haklar ve tabii eğitim… Eşitsizliklerin en yoğun olduğu Türkiye’de eğitim kalitesinde çıtayı üstte eşitlemek yerine altta eşitlemek de bir fikir tabii.

Bu eğitimsizlikle Sanayi 4.0

Ancak göz ardı edilen bir husus var. İçinde bulunduğumuz dijital çağ, bilgi ve nitelikli insan odaklı. Sanayi 4.0 kapıda. Standart işçiliğin yerini uzman mühendislere bırakacağı bir dönemdeyiz. Artık üretimin süreçlerini insanlar değil makinelerin denetleyeceği, birbirini anlayan makinelerin sürece hâkim olacağı bu dönemde iş çevrelerinin istihdam kriterleri de değişiyor ve çıta gitgide yükseliyor. Eğitim süreçlerinden istenen insan profili; nitelikli, disiplinler arası etkileşimle düşünebilen, yetenekli, eğitim hayatında iken iş tecrübesi kazanmış iletişimi güçlü, dil bilen ve diğer birçok meziyeti üzerinde taşıyan insan profili. Ezberci eğitim değil yani… Bireysel yeteneklerin geliştirilebileceği, iş hayatına da entegre olabilmiş okul yapılanmaları.

Hayvanat bahçesi müdürünün TÜBİTAK’a müdür yardımcısı olması ile mi gerçekleşecek bu? Ya da televizyonda bir tartışma programında bir akademisyene yöneltilen “sen çağdaş mısın” sorusuna “Hayır ben çağdaş değilim. Müslümanım” yanıtı verenler ile mi?

Liseli gençler, okullarının başına gelecekleri daha aylar önceden görmüş ve tepkilerini eylemlerle göstermişlerdi. İşin en acısı, o zaman bu tepkileri kitlesel hale getirebilmiş olsaydık, ana muhalefet partisi bu konuyu gerçekten sahiplenmiş olsaydı belki de bu noktaya gelmeyebilirdik.