YENİ BİR SINIF SAVAŞI İÇİNDEYİZ

Küresel dünyanın kazananları ile kendilerinin bunun dışında kaldığını hissedenler arasındaki yeni bir sınıf savaşı yaşanıyor. Örneğin ABD seçimlerinde Donald Trump’a oy verenler ile İngiltere’de tercihlerini Brexit’ten yapanlar… Ortak özellikleri muhalefet ettikleri kurumlardan daha az eğitimli olmaları. Bu tarz seçmeni kendi peşine takıp sürükleyenler ise genelde “yeni zengin”ler. İtalya’nın eski başbakanı Silvio Berlusconi’nin de tıpkı Trump gibi mültimilyarder bir işadamı geçmişine sahip olduğunu, buna karşın milyonlarca insanın duygularını ve hayallerini avucuna alarak kitleleri peşine taktığını unutmayalım. Üstelik tüm bunlar popülist politikalarla yapılıyor. Modern popülizm ile…

Diğer ülkelerde de durum pek farklı değil. Tayland’da seçimleri kazanarak başbakan olan kişi, babası tıpkı Berlusconi ve Trump’ın babası gibi yeni zengin bir adamın oğlu Thaksin Shinawatra. Bangkok’un tüm sosyal ve siyasi elitlerinin karşısında büyük bir zafer kazandı. Anketlere göre Hollanda’da Mart 2017’de yapılacak seçimlerde önde giden aşırı sağcı Özgürlük Partisi’nin lideri Geert Wilders da farklı değil. Bir A4 kâğıdına sığan “Hollanda bizimdir, bizim kalacak” başlıklı PVV seçim bildirgesi, İslamileşmenin durdurulmasına yönelik ırkçı söylemlerle dolu. Wilders da diğer liderler gibi yeni zenginler sınıfından…

Demokrasi ve insan hakları uzmanı, dinin demokrasi ile imtihanı adlı kitabın yazarı Prof. Ian Buruma’nın projectsyndicate. org da yer alan makalesinde konuya ilişkin ilginç bir tespiti var. Buruma, “yeni zengin liderler, elitler tarafından dışlandığı duygusunu yaşayan ‘daha yoksul ve daha az eğitimli’ kesimleri arkalarına alarak popülizmin güçlenmesinde önemli bir rol oynuyorlar. Çok derin gelir eşitsizliği olmasına karşın, bu insanlar kendilerine yüksekten bakan elitlere karşı büyük bir öfke içindeler. Aslında haksız da değiller. Onların bu öfkelerinin farkında olup onları yönetebilen liderler ise seçimlerin galibi oluyor. Bu yeni liderlerin kaç tane sarayı, kaç yatı olduğu konusu ise uzun bir süre seçmenin pek ilgi alanına girmiyor” diyor.

Başta da dediğimiz gibi yeni küresel bir sınıf savaşının içindeyiz. Peki, bu nereye kadar gidecek? Şimdilik pek bilinmiyor…

Facebook yalan haberlerle Trump’ı gerçekten öne mi çıkardı?

ABD’de Donald Trump’ın zaferiyle sonuçlanan seçimlerin ardından ortaya ilginç iddialar atılmaya başladı. Bunlardan birisi de Facebook ile ilgili olanı. Bazı kullanıcıların Facebook’un Trendler sayfası üzerinden ABD başkanlık seçimini manipüle ettiği iddia ediliyor. İddialara göre Facebook, Trump’ı seçimde ön plana çıkararak, rakibi Clinton’ı ise aşağı çekmeye çalıştı. Ve yine iddialara göre ABD’li seçmenler seçime kadar geçen 48 saatte ciddi anlamda Clinton’ı aşağı çekecek haberler ve başlıklarla karşılaştılar. Aynı şekilde Trendler bölümünde bulunan haberlerin Trump’ın elini güçlendirdiği dillendirildi.

Facebook tarafından önce bir açıklama gelmezken dün Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg bu iddiaların tümüyle asılsız ve zırva olduğunu belirten bir demeç verdi. “Eğer Trump’ın seçilmesinden dolayı sosyal medyayı suçluyorsanız yanılıyorsunuz” dedi. Ancak sahte haberlerin varlığını kabul eden Zuckerberg, bu tarz haberlerin genele kıyasla çok az olduğunun altını çizdi. 8 Kasım öncesi Facebook’ta “Papa, Trump’ı başkanlık için destekledi. Clinton’dan Trump seçilirse iç savaş çağrısı…” tarzı yalan haberler dolaşmıştı.