LEONARD VE SUZANNE

1960’lı yıllara adım atıyordu, insanlık. Özgürlük rüzgarı çıkmamıştı henüz, ama havada baharı vaad eden bir esinti, yürekleri yapraklandıran bir umut kokusu, bir iyimserlik vardı.

Ozanlar herzamanki gibi beş parasız, sanatçıların çoğu meteliğe kurşun atardı.

Ama illaki reklamcıya dönüşmeden, onun bunun tabanını yalamadan, maskarası olmadan ayakta ve hayatta kalınabilen; çünkü henüz ihtiyaç fazlasına öykünmeyen bir dünyaydı.

Karınlar azla doyuyor, böylece obez de olunmuyordu!

Elbette tüm dünyadan değil, dünyaya yön veren dünyadan söz ediyoruz.

İşte o dünyada, Leonard Cohen adında yoksul bir ozan yaşıyor, kendisi ve arkadaşlarından başka kimsenin duymadığı, dinlemediği şarkılar yazıyordu.

Bir gün Montreal’deki caz klübü Vieux Moulin’de, yontucu arkadaşı Armand Vaillancourt ile buluştu.

Armand’ın yanında dansçı Suzanne Verdal vardı. ‘Nişanlım!’ diye tanıştırdı.

Leonard, Suzanne’ın saçtığı ışığa kapılıverdi, hatta çarpılmıştı! İki nişanlı pistte dans ederken, ‘arkadaşının aşkı’ olmasına karşın gözlerini genç kızdan alamıyordu.

***

Aradan birkaç yıl geçti.

Yontucu arkadaş, Suzanne’la evlenip ayrılmıştı.

1965 yazı, Leonard Cohen nihayet cesaret edip Suzanne’ın kapısını tıklattı.

Genç kadın, yontucu arkadaştan olan kızı Suzie’yle birlikte Saint Laurent nehri kıyısında bir evde yaşıyordu.

Leonard’a portakal kabuklu Çin çayı ikram etti, sonra Montreal sokaklarında dolaştılar, bir kilisede mumlar yaktılar. Geçirdikleri saatleri, Suzanne Verdal şöyle anlatacaktı:

‘Leonard çok çekici bir erkekti. Av tablosu da epeyce kalabalık… O kalabalığa karışmak istemedim. Elbette bir aşk yaşadık, ama asla birlikte olmadık.’

Leonard ise dertliydi: ‘Gemiler evin penceresinden geçiyor ve ben ellerimle dokunamadığım kusursuz vücudunu ruhumla okşuyordum…’

Yazıp bestelediği Suzanne Takes You Down başlıklı şarkıyı ilk seslendiren, Judy Collins oldu.

***

Sonunda, yani aslında şöhretin başında, 1967’de çıkardığı ilk albümü Songs of Leonard Cohen’in ilk parçası Suzanne başlığını taşıyor ve nihayet kendi sesinden Suzanne Verdal ile yaşadığı sorunlu, çünkü zorunlu platonik aşkı anlatıyordu.

1970’li yılların sonunda Minneapolis’te konser veriyordu. Suzanne Verdal’in dinleyiciler arasında olduğunu bilmiyordu. Kuliste karşısında görünce şaşırdı, sevindi ve ona, ‘Bana güzel bir şarkı armağan ettin!’ diye teşekkür etti. Suzanne ise artık süperstar olan eski aşığına, Paris, San Fransisco ve New York’ta yaşadıktan sonra yeniden Montreal’e yerleştiğini anlattı. Her biri ayrı babadan üç çocuğunu yine yalnız büyütüyordu. Yine vedalaşıp ayrıldılar.

1985 yılında Leonard Cohen de Montreal’e döndü. Bir sabah yürüyüş yaparken, Jacques Cartier meydanındaki sokak gösterisi ilgisini çekti. Kalabalık onu tanıyıp yol açınca, gözgöze geldiler. Sokak sanatçısı, Suzanne’dan başkası değildi. Dansçı, Leonard Cohen’e gülümseyerek reverans yaptı. Ama Leonard, gülümsemek ya da selam vermek yerine ansızın sırtını dönüp, hızlı adımlarla uzaklaştı.

***

O günden öteye adını taşıyan şarkıyı duymak istemeyen Suzanne Verdal, 1999 yılında merdivenden düştü. Bilekleri kırılmış, sırtı incinmiş, artık dans edemeyecekti. Parasız, kimsesiz, Los Angeles’te bir otoparkta yatıp kalkıyordu. Eski aşığının aynı yıllarda birkaç kilometre ötedeki Budist manastıra kapandığını hiç bilmedi.

Birbirlerini bir daha görmediler.

Ama 2008 yılında menajeri yüzünden iflas eden Leonard Cohen’i yine platonik aşkı, yani dünyanın her yerinden telif hakları yağmaya devam eden Suzanne şarkısı kurtardı!

Leonard Cohen pek çok kadın sevdi, dördünün adını şarkılaştırdı.

So Long Marianne’ın esin perisi, yine bir arkadaşının eski karısı Marianne Jensen’di.

İki oğlunun annesi ise başka bir Suzanne, Suzanne Elrod oldu*…

*Kaynak:Journal Du Dimanche, Fransa.