FİDEL’E VEDA!…

Küba Devriminin lideri Fidel Castro 4 Aralık 2016 Pazar günü (yarın) Santiago de Cuba kentinde toprağa verilmiş olacak. Ve elbette bıraktığı iz ile bütün dünya devrimcilerinin kalplerinde yaşamaya devam edecek.

Bulundukları yüksek makamlardan ayrıldıkları anda yok olup gidenlerin hiç de az olmadığı dünyamızda, Fidel Castro’nun unutulmayacağını tahmin zor olmaz.

Mesela ABD’nin 2016 yılı itibarıyla yaşayan başkanlarını hatırlayan var mı? Jimmy Carter (1977-1981), Bill Cilinton (1993-2001) George W Bush (2001-2009) dünyanın “1 numaralı” liderleri olarak görev yaptılar. Hepsi aramızdalar.

Onların içinden en fazla bilinip hatırlanan Bill Clinton’ın akıllarda kalan “hüneri” ise Beyaz Saray stajyeri genç bir kadın ile makamında yaptığı seks seanslarıdır! Bu olay Clinton kadar kadın kahraman Monica Lewinsky’i de hatırlatıyor. O da ABD başkanı kadar “iz bırakmış” oluyor!

Fidel Castro ile anılan kadınlar da var. Mesela 1990’ların ikinci yarısında ABD’ye sığınmacı olarak giden büyük kızı…

Florida’da yaşayan Kübalı muhalif göçmenlerin arasına katılan Castro’nun kızı, gazetecilere ABD’ye gelme nedenini şöyle açıklamıştı:

-Küba’da Devlet Başkanı’nın kızı olmamın hiçbir avantajını yaşamıyordum ki!

Bir babaya yönelik bu eleştiri Fidel’in ülkesine bıraktığı bir armağan olabilir mi?

Öz evladına bile bir ayrıcalık sağlamayan Devlet Başkanı!

Liderlerin aileleriyle birlikte iktidara geldikleri Türkiye’de yaşayanların anlayabilecekleri bir şey değildir. Hele, son yıllarda!..

Küba ve Fidel’e uzaktan bakanların anlayamayacakları o kadar çok şey var ki…

Küba Sosyalist olduğunu açık olarak ilan etmiş bir devlet. 1960’ın yılbaşından beri böyle… 1960’lar, 1970’ler soğuk savaşın yüksek hızla devam ettiği yıllar.

Ama bütün Doğu Blok’u ülkelerinde var olan orak çekiç ambleminin Küba bayrağında bulunmamasını, devrimden önceki bayrakla yollarına devam etmelerini hiç fark etmediler.

Küba’da Doğu Avrupa ülkelerinin şehirlerinde yer alan devasa rejim heykellerinin Havana’da ve diğer kentlerde bulunmamasını da görmezden geldiler. Küba’da sadece İspanyol sömürgecilere karşı bağımsızlık savaşını kazanan Jose Marti’nin heykeli var, bir de Che Guevara’nın bir duvar resmi…  

Bütün dünyada efsane olmasına karşın kendi ülkesinde bir adet bile heykelini dikmeyen Fidel Castro’yu anlayıp çözemediler. Ama eleştirmeyi bırakmadılar.

ABD’nin ağır ambargosuna karşılık ayakta kalabilmek bile başlı başına bir başarıyken, Küba 0-1 yaş çocuk ölümlerinde Avrupa Birliği çizgisine ulaşmıştı. Göz hastalıkları tedavisinde dünyanın en ileri çözümlerini üretmesi, nüfusuna oranla olimpiyatlarda en fazla madalya alan ülke olması da Küba ve Fidel karşıtlarınca dikkate alınmadı.

1993’ün 1 Mayıs’ın da Havana’da düzenlenen İşçi Bayramı kutlamalarını yerinde izlemiştim. Nüfusu 2 milyon olan Havana’da kutlamalara 1 milyon kişi katılmıştı. Fidel Castro da törendeydi. Yaşıtı olan eski gerillalarla birlikte şeref tribünü önünden geçit yaptıktan sonra kürsünün yanına çıktı. Biz hemen kürsünün önünde dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş 400 gazeteci vardık. Fidel Castro’nun da dünyaya vereceği bir mesaj olduğunu düşünüp heyecan içinde bekliyorduk. Kübalı meslektaşlarımız “hiç heyecanlanmayın” dediler:

-Fidel konuşmaz!

-Neden?

-1 Mayıs İşçi Bayramı’nde sadece işçilerin önderi olarak Küba Devrimi İşçi Sendikaları Genel Sekreteri Pedro Rose
konuşacak.

Gerçekten de böyle oldu. Fidel Castro kürsü yanında durdu, Pedro Rose 45 dakika konuştu. Fidel mikrofona uzanıp da “merhaba” bile demedi.

Oysa Fidel’in nasıl bir hatip olduğunu bilmeyen yok. O sırada bulunduğumuz Havana Devrim Meydanında 12 saatlik konuşmalar yaptığı, o konuşurken Kübalıların bira içip dans ettikleri, bazen kızıp “dans etmeyi kesin” diye gürleyip “artık dans etmeyip çalışacağız” dediğini bütün dünya biliyor. Tabii bu hiddetli çıkışının ardından meydanı dolduranların önce durduklarını sonra yavaş yavaş yine hareketlendiklerini de…

“Dans etmeyeceğiz, çalışacağız/ Dans etmeyeceğiz çalışacağız!”

Bu tempo ile bütün Devrim Meydanının yeniden samba yapmaya başladığı ansiklopedilerde bile yazılı duruyor.

Fidel yine bu uzun nutkunda “liderlerinizi değiştirin” diye kürsüden haykırıyor, sonra ülke gerçeğine dönüyor:

-Diyeceğim, ama bizden iyisini de bulamazsınız!

1993 1 Mayıs kutlamasından sonra Fidel’in ayakta dinlediği işçi lideri Pedro Rose, Türkiye delegasyonunu özel olarak davet etti. Petrol-İş Başkanı Münir Ceylan, Cumhuriyet’ten karikatürist Kemal Gökhan ve ben gidiyoruz.

Pedro Rose önce Küba’ya geldiğimiz için teşekkür ediyor. Sonra Münir Ceylan’a dönerek diyor ki:

-Sizi kendimizden gördüğümüz için samimi konuşacağım. Bizim iki arkadaşımızı Türkiye’ye davet etmişsiniz. Biz şu sıralar döviz sıkıntısı yaşıyoruz. Eğer bütün masraflarını karşılarsanız arkadaşlarımız davetinizi kabul edecekler!

Bu arada ben de fotoğraflarını çekiyorum. Bacak bacak üstene attığı için Rose’un ayağındaki ayakkabıların altını da görebiliyorum: Yarım pençeli!

Gençler bilmezler. Eskiyen kösele altlı ayakkabıların incelmiş, delinmiş olan taban kısımları burundan ortasına kadar kesilip sökülür, yerine yenisi konulurdu. Pençeli ayakkabılar uzaktan ve yürürken fark edilmez, ancak otururken bir bacak diğerinin üzerine atıldığında görülebilirdi.

Perdo Rose o tarihte Küba’nın ilk 8-10 önde gelen yöneticisinden biriydi. Ama tamir edilmiş ayakkabılar ile dolaşıyordu.

Akademik tezlerini “Osmanlı’da Rüşvet” üzerine yapmış olan Prof. Dr. Ahmet Mumcu, bana şöyle demişti:

-Temiz toplum için örnek olarak Küba’yı gösterebilirim. Bir toplumda liderler ne kadar temiz ise toplum da o kadar temizdir. Bizde Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yılları da temiz toplum için örnek olarak gösterilebilir.

Fidel Castro arkasında böylesine güzel bir yol bıraktı:

-Temiz toplumun temiz lideri!