“REİS”İN ZAAFI VE TEHLİKELİ GÜCÜ

Çevremizde olan biteni, sürekli içimizi rahatlatacak, kendimizi kandıracak biçimde yorumlarsak, hayat bize hoş olmayan sürprizler sunar hep.

Son kriz sırasında olanları, iki şekilde okumak mümkün.

Birincisi Reis’in kendi öz düşüncelerini yaşama geçirdikçe, umarsızlığının gittikçe daha göze çarpar biçimde ortaya çıkmış olduğu sonucuna götürür bizi.

Gerçekten de, Tayyip Bey’in faiz takıntısı, halka dolarlarını tl.ye çevirme çağrısı, günümüzün sorunlarına, geçmişin hükmü kalmamış reçeteleri ile umar arama çaresizliğinin kanıtlarıdır.

Esnaf ekonomik düzeninin, o zaman ve zemin için geçerli ve yararlı olan, geçmişin avuntusuna sığınarak yaşamanın aldatıcı rahatlığına teslim olmuş geniş toplulukların kulağına hoş gelen çözümlerine saplanıp kalarak, ilerisine geçememek, Reis’in en büyük zaafıdır.

Bu gerçeği bir kez kabul ettikten sonra, yurdun dört bir yanında, esnafın Reis’in önerisine dört elle sarılıp, büyük çapta dolarını tl.ye çevir kampanyasına katılması olayını izlerken de, yalnızca bundan bir şey çıkmaz okumasına saplanıp kalmak da yanlış olacaktır.

***

Fransız halkının birliğini yeni sağlamış Almanya karşısındaki ağır 1870 yenilgisinin ardından, galiplerin dayattığı çok ağır tazminatı varını yoğunu feda ederek, herkesi şaşırtacak kadar kısa sürede, ödemesindeki özverinin “Belle Epoque” diye adlandırılan, parlak dönemi yaratmış olması örneğinin de gösterdiği gibi, halkın birleşip bütünleşmesinin bunalımların aşılmasında, krizin fırsata dönüştürülmesinde büyük katkısı vardır.

Geniş bir kesimin katıldığı dolarını bozdur kampanyasının, umar içermese dahi Reis’in, halkı peşinden sürükleme gücünün kanıtı olduğunu kimse yadsıyamaz.

Reis’in , bunca olaya karşın hala geniş toplulukları kendi peşine katıp, istediği hedeflere sürükleyebilmek olan büyük gücünün siyasi, sosyal ve ekonomik krizlerin aşılmasında çok büyük etkisi olduğu kesindir.

14 yıllık iktidarında Reis bu gücü hep elinde tutmuştur.

Reis’in çağdaş sorunlara çözüm üretmekteki umarsızlığını, yani siyasetteki zayıf yanını görürken, gücünü de görmezden gelmemek gerekir.

Şili’deki 1973 Pinochet darbesinden Fransa’ya kaçarak , kurtulan Sergio Ortega’nın zaman içinde yalnız Şililer’in değil, bütün Latin Amerika’nın , hatta dünyanın umut sloganı haline gelmiş bir dizesi şöyle der: “El pueblo unido
Jamas sera vencido” (birleşmiş, bütünleşmiş halk hiç bir zaman yenilmez)

Yaşananlar, umut sloganı haline gelmiş olan bu dizenin evrensel bir gerçeği yansıttığını kanıtlamıştır.

Reis’in siyasal yaşamı da onun bu gücü seferber etme yeteneğinin olduğunu gösteriyor.

Hoşumuza gitse de, gitmese de bu böyledir.

Ama Reis’in siyasal yaşamı aynı zamanda onun bu gücünün çok tehlikeli olduğunu da kanıtlamış bulunuyor.

***

Birleşmiş halkın gücü, özgürlükçü, demokratik hedeflere yönelik olduğu ve çağın gereklerine uygun, gerçekçi yöntemlerle harekete geçirildiği zaman yenilmezliğe yönelir.

Ama topluluğun gücünü demokratik özgürlükçü hedeflere yöneltemediğiniz ya da dinamizmini geçerli yöntemlerle kullanmadığınız takdirde, umarsız ve öfkeli, aynı zamanda da, kontrolsüz bir gücü harekete geçirirsiniz. Hele hele, bütün özverilere karşın umarın sağlanmamasının hayal kırıklığının,yanlış hedefler yaratması halinde bu güç öylesine bir hale gelir ki artık onu harekete geçirenin de durdurması veya yönlendirebilmesi mümkün olamaz.

Reis’in büyük siyasal gücü, geçerli çağdaş reçeteler oluşturamama zaafıyla birleşince, yıkıcı yok edici bir potansiyele dönüşme tehlikesini her zaman içinde taşımaktadır.

Bu durumda, Reis’in zaafının mı, yoksa gücünün mü toplumsal açıdan daha tehlikeli olduğunu söyleyebilmek gerçekten çok zor.