RUMUZ « BEDAVA »

Uzaklardayken, Türkiye’nin ne kadar çirkinleştiğini unutuyorum. Sevdiğim şehri, sevgilinin yaşlandığını görmeyen, onu hep aşık olduğu gözlerle seyreden bir sevdalı gibi hatırlıyor ve özlüyorum.

Uzaktayken, dökülen saçlar gibi seyrelen yeşilini, duru teninde pıtrak gibi çoğalan beton sivilceleri, bağrını kaplayan çimento çıbanları, ağzından yayılan kubur kokusunu silip atıyorum belleğimden…

Onu pis denizlerinin üstünde hala çığlıklarla uçuşan martıları, Kadir Topbaş’ın «ütübüs » hapsine henüz düşmeyen açık güverteli vapurlarıyla düşünüyorum.

Ve hep dönüyorum.

Gerçeğin ucubeliği gözlerime saldırsa da, bu toprakları cennet vatandan cinnet vatana dönüştürenlerin şapşallıkları kulaklarımı tırmalasa da dönüyorum…

Derken, yazarı belirsiz bir metin düşüyor posta kutuma. İnternette dolaşan, sayısız insana gönderilen bir ileti. İmza olarak « Bedavacı » rumuzu ilgimi çekiyor, okuyorum ve basıyorum kahkahayı.

Bir kez daha bu ülkede en iyinin ve en kötünün yetiştiğine; en kaba ile en zarifin, en aptal ile en zekinin yanyana yaşadığına, belki tam da bu yüzden bu coğrafyadan kolay kolay silinmeyeceğine inanıyorum…

Buyrun, siz de okuyun ve umutlanın.

Çünkü böyle bir zekayı üreten topraklarda, daima bir çözümün yeşerme umudu vardır.

Metnin anonim yazarı « bedavacı »nın Türkçesi zaten iyiydi, daha iyi anlaşılması için birkaç rötuş yapmakla yetindim:

***

Maaşımı bankamatikten çekince, hemen döviz bürosuna koştum.

Gişenin arkasında duran hanıma, kendimden emin bir şekilde değerli paramızı uzatarak: « 300 Dolar verir misiniz? » dedim.

« Buyrun efendim, » diyerek makbuzumla birlikte Dolarları verdi.

Dolarları gerisin geriye uzatıp, « Şimdi 300 Dolar bozdurmak istiyorum, » dedim.

Kadın şaşkın bakışlarla, « Ama efendim, yaklaşık 2 TL kaybınız olur, » dedi .

Ben de « Biliyorum, olsun! » diye cevap verdim.

Kadın gayet nazik bir şekilde dövizimi bozdu, makbuzumu verdi.

Bu sefer elimdeki Türk liralarını, üstüne 2 TL ilave ederek önüne sürdüm. « Bana 300 Dolar verir misiniz? » dedim.

Kadının şaşkınlığı ses tonuna ve yüzüne yansımıştı.

« Nasıl yani? » dedi.

« İşte param, dolar satın almak istiyorum! » dedim.

Kadıncağız, çekmecesine kaldırdığı dolarları tekrar bana verdi. Tabii makbuzunu da. Üçüncü alışverişten sonra doğal olarak döviz bürosunun müdürünü çağırdı, durumu anlattı. Ben de müdüre isteğimi yerine getirmeleri gerektiğini, her işlemden yaklaşık 2 TL kazandıklarını söyledim.

Hatta, « Para al, para ver boş yere ne sizi, ne kendimi yorayım, » dedim. « Size ilk verdiğim tutarın 100 TL fazlasını vereyim, siz de bana toplam 50 adet döviz bozdurma makbuzumu verin, ben de rahat rahat vatandaşlık görevimi yapmanın gururuyla evime gideyim! »

Döviz bürosunun müdürü, ilk başta eziyet gibi gelse de, 100 TL kazanmaktan mı yoksa başımızdakilerin sözünü dinlemiş olmamdan mı anlamadım, bana bir de keyif kahvesi ısmarladı.

Biz karşılıklı kahvelerimizi yudumlarken, gişe görevlisi hanım da 50 tane makbuzu bir zarfa koyup getirdi.

El sıkışıp ayrıldık, ama kendilerine hoşçakalın derken, « Yine bekleriz, » demediler.

***

O gün bugündür, lokantaya gidiyorum makbuzun birini gösteriyorum bedava yemek yiyorum.

Berbere gidiyorum, makbuzumu gösteriyorum bedava tıraş oluyorum.

Fırına gidiyorum, makbuzlarımdan birini gösteriyorum, ekmek bedava.

Lastik servisine gittim, makbuzumu gösterdim, arabamın kış lastiklerini ücretsiz taktırdım.

Bu akşam biraz keyif yapalım dedim. Eşimi, oğlumu alıp akşam yemeğine çıktık. Makbuzlarımızı gösterdik, ailecek bedava yemek yedik.

Bu arada her bedava alışverişte elimizdeki makbuzu da almıyorlar. Bazıları bakıp, geri veriyor.

Şimdilik aynı yere iki kez gitmedim, ne olur, ne olmaz…

Bu işin aile ekonomimize çok katkısı oldu: 100 TL harcadım. Başta yemek, pek çok ihtiyacımız bedava karşılanıyor.

Doların artışından çok daha karlı bir ‘makbuz’ yatırımı yaparak aile bütçemize katkıda bulundum.

Bir ara bankadan kredi çekip 10.000 Dolar alıp bozacağım ve hemen aynı gün kredimi kapatacağım. Bozdur al, yine
en az 50 makbuz toplarım.

Bu tutarda makbuzlara bedava buzdolabı, perde, halı, hatta mezar taşı bile verip, düğün de yapıyorlarmış.

Artık bu dünyada bize ölüm yok, sırtımız yere gelmez. Hepinize öneririm.

Sosyal devletleşmeye böylesi bir fırsat sağlayan herkese teşekkür ederim.

Hava bedava, su bedava derken, meğer tıraş da yemek de ekmek de bedava artık, bana.

Ohhh, gel keyfim gel! Hayat hakkaten güzelmiş be kardeşim.

Y.N. Fotoğraf, BBC Türkçe/ Özge Özdemir’in « Türk Lirası’nı teşvik kampanyası işe yarar mı? » (09.12.2016) haberinden alıntıdır.