YENİ BAŞKAN BAŞKA NE YAPMALI?

Hava tahminleri bazen tutuyor, bazen de tam tersi oluyor. “Kar yağacak” diyorlar, bakıyoruz, ne kar ne tipi, sulusepken bile yağmıyor. İçimizde kazak, sırtımızda palto, sıcaktan bunalıyoruz. “Sıcak olacak, meltem esecek” diyorlar, sereserpe çıkıp bakıyoruz ki bilmem kaçıncı buz devri başlamış.

Sonra yok derece bilmem ne olacakmış da biz bilmem ne hissedecekmişiz! Yahu bizim ne hissedeceğimizi ne biliyorsunuz?

Fırtınalı bir günde sokağa çıktım, gördüklerime, “Siz şimdi kaç derece hissediyorsunuz” diye sordum. Herkes başka bir şey söyledi: Biri “Bence on!” dedi. Başkası sinirlendi, “Yok deve!” dedi, “en fazla yedi!”

Aynı dereceyi hissetmeyenler (Farkında mısınız?) giderek birbirlerinden uzaklaşıyorlar ve aralarında zamanla husumet beliriyor. İşte bölücülük budur!

Bu kargaşadan kurtulmamız için yeni başkanlık sisteminde hava tahminlerini de sadece başkan yapmalıdır.

Sonra benim ayaklarım kolay üşür. Çocukluğumdan beri ayaklarım ısıyı, hep gövdemden en aşağı beş derece az hissetmiştir. Rahmetli büyükbabama çekmişim; onun da hep ayakları üşürmüş.

Bu meteoroloji uzmanları yanlış yapıyorlar: Isı bilmem kaçken “insan şu kadar hisseder” diyeceklerine, “insanın başı şu derece, gövdesi ise bu derece hisseder, ayakları da havanın falan derecede olduğuna inanır” demeliler.

Bu görevin başkana verilmesi, memlekette hüküm süren bu kargaşaya kuşkusuz bir son verecektir.

Başka bir konu: Denizlerimizde balık bitiyor. Balıkların avlanma zamanlarının doğru saptanması gerekir. Kofana ve mezgitin vb ne zaman ve kaç santimken yakalanacaklarını da artık başkan saptamalıdır.

Ayrıca, deprem olduğunda TV’de her kafadan başka bir ses çıkıyor: Biri beş buçuk derken diğeri altı oldu diyor.

Gelecekte İstanbul, Adapazarı gibi yerlerde bilmem kaç derece deprem olacağını yazıp vatandaşların ömür boyu kaygılanmasına yol açan gazeteler de var; bunlar kayyıma devredilmeli ve olmuş depremlerin de gelecektekilerin de derecelendirmesini sadece başkan yapabilmelidir!

Başkanlar da insandırlar; onlar da yorulabilir, onların da motoru bazen su kaynatabilir. Bu durumlarda desteklenmeleri, alkışlanmaları, “Sen bir tanesin!” gibi sözlerle yüreklendirilmeleri gerekir . İşte ‘o’, ne kadar çok şeyi üstlenirse omuzlarımızdaki yük o kadar hafifler ve biz de günlerimizi ‘o’nu en iyi nasıl öveceğimizi, en görkemli güzellemelere nasıl kafiyeler bulacağımızı düşünmekle geçirebiliriz.