TRUMPONOMİCS VE SONRASI

ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’ın ekonomi politikaları hem dünya ekonomilerini ciddi şekilde etkilemeye hem de ABD’nin iş modelini kökten sarsmaya başladı. The Economist dergisi son sayısında ABD başkanı ile şirketler arasındaki ilişkileri düzenleyen kuralların yeniden yazılmaya başlandığını yazdı.

Konuyu kapağına taşıyan dergi Trump’ın Apple’ın üretimini ABD’ye taşıması için ısrarcı davrandığı, Ford’a Lincoln spor araç üretimini Meksika’ya kaydırmaması için söylev çektiği; keza Boeing CEO’suna da kendisini korumacı politikalarından dolayı kamuoyu önünde eleştirdiği için kızdığı örneklerini verdi. Biliyorsunuz Trump seçim politikasının önemli bir bölümünü bunun üzerine kurmuştu.

ABD’li şirketlere ülkede kalmaları için ellerinden gelen kolaylığı sağlayacaklarını belirterek, “Onlar için en uygun ortamı hazırlayacağız. Gitmekte ısrarlı olanlar ise bunun için ağır bir bedel ödeyecek” vurgusu yapmıştı. Belli ki yansımaları hemen kendini belli etmeye başladı.

Klima üreticisi Carrier, Indiana’daki tesislerini Meksika’ya kaydırmaktan vazgeçtiğini açıkladı. Şirket 1069 kişilik istihdamı ülkede tutması karşılığında eyaletten yıllık 7 milyon dolar vergi indirimi alacak.

Tüm bunların iş dünyasından tepkiler gelmiyor değil. Şirketlerin ticaret özgürlüğü ilkesi kapsamında yatırımlarını istedikleri yerde yapma hakkı olduğu ve bu hakkını kullananların cezalandırılmasının serbest piyasaya aykırı olacağı ileri sürülüyor. Hatta “ABD’liler başkan seçti, CEO değil; her şirket patronunun Trump’ı arayıp yatırımlarını ABD’de tutmak için pazarlık yapacağı bir döneme mi giriliyor” soruları paylaşılıyor. Bu işin bir boyutu.

Hiç kimse henüz Trump’ın ticaret politikalarının nasıl sonuçlar vereceğini öngöremiyor ancak dış rekabete ve karşılıklı uluslararası ticari anlaşmalara tepkiselliği küresel ekonominin taşlarını yerinden oynatacak mı?

Neo-liberal politikaları ile tanınan The Economist zaten dünyada korumacı politikaların giderek arttığı bu sürecin, Trump’ın bu eğiliminin çok daha hızlanacağını ileri sürüyor.

Peki ya ticaret savaşları?

Küresel ekonomide ülkeler öyle birbirine bağlı ki, bir politika değişikliği ticaret savaşlarında hızla yeni bir sayfa açabilir. Örneğin ABD’nin Çin çeliğine gümrük tarifelerini yükseltmesi, Çin’in konuyu Dünya Ticaret Örgütü’ne bile götürmeden derhal harekete geçerek Boeing ile yaptığı kontratı askıya almasına ya da Apple’ın tedarik zincirini bozmasına yol açabilir.

Tüm bu büyük kaymaların tek bir kaybedeni olur: Çalışanlar. Ve daha da genelinde
toplum.

Dünyada gelir dağılımındaki eşitsizliğin alarm verici boyutlarda olmasını, artan işsizliği ve artan mülteci göçlerini göz önünde bulundurduğumuzda ve buna Birleşmiş Milletler ya da Dünya Ticaret Örgütü gibi uluslararası kurumların yetersizliğini eklediğimizde küresel ticaretin kurallarının değişmesi gerektiği apaçık ortada. Ama bunun ne salt neoliberalizm ne de salt korumacılıkla düzenlenebileceği de aşikâr.

Teknoloji devlerinin ücret savaşları

Mühendislik, veri bilimi, yapay zekâ ve dijital pazarlamada yetenekli beyinlere talep artması, dev teknoloji şirketlerinin, çalışanlarını rakiplerine kaptırmamak için sürdürdükleri savaşı da başka bir boyuta taşıdı. Artık şirketler çalışanlarına ödedikleri yüksek ücretler dışında içlerinde tahvil ve hisse senedi, kârdan pay gibi farklı mekanizmaların da olduğu paketleri devreye sokuyorlar.

Örneğin Google’ın ana şirketi Alphabet’in, geçen yıl brüt kârının beşte birini bu tarz paketlere ayırdığı belirtiliyor (yaklaşık 5.3 milyar dolar). Apple, Google ve Facebook gibi büyük devler ABD’de bu alanlardan yeni mezun olanların yaklaşık yüzde 30’unu kendi bünyelerine çekiyorlar. Büyük teknoloji şirketlerinin uyguladığı bu taktiğin Silikon Vadisi’ndeki eko sistemi de değiştireceği ileri sürülüyor. Örneğin yeni kurulan bir start-up’ın bu kadar yüksek ücret ve paketlerle baş edebilmesinin çok zor olacağı ve teknoloji alanında yeni tekellerin oluşacağı belirtiliyor.