PREKARYA, POPÜLİZM VE ROBOTLAR…

Prekarya “yeni” bir sözcük. Yeni zamanların toplumsal gerçekliğinin çarpıcı bir yüzünü tanımlıyor: Alabildiğine “esnekleşmiş” bir istihdam rejiminde sürekli değişen işlerde, adeta hep geçici bir statüde çalışanlar… Düzenli olarak düzensiz işlerde çalışanlar…

Bütün dünyada giderek genişleyen bu kitleyi “çalışan yoksullar” veya “güvencesiz işçiler” diye tanımlayanlar da oldu. Ve bu sınıf, serbest piyasa kapitalizminden ziyade rantiyeci kapitalizm olarak nitelendirebileceğimiz sistem yüzünden sürekli çoğalıyor. İşin kötüsü önümüzdeki dönemde de bu sürecin prekarya aleyhine gelişeceği biliniyor. Aynı dönemde rantiye gelirleri de küresel geliri emerek büyük iştahla büyümeyi sürdürecek. Devletler bugüne kadar bu iki mega eğilimin içinde tercihlerini rantiyeden yana kullanıp çeşitli teşvik ve politikalarla onların gelirlerini katlarken, prekaryanın istismarına göz yumdu. Şimdi ise prekaryanın önünde yeni iki tehdit var. Biri, 4. sanayi devrimi ve robotlar. Diğeri ise dünyayı etkisi altına alan korumacı politikalar ve popülizm. Peki, ne yapılabilir? Son zamanlarda sıklıkla kamuoyu gündemine gelen “temel gelir” ya da “vatandaşlık geliri” olarak tanımlanan yöntem, yeni gelir dağılımı sisteminin bir parçası olabilir mi?

Dünya Ekonomik Forumu’nun yayın organı weforum. org’da bu konuda ilginç bir yazı var. “Prekarya Yeni Tehlikeli Sınıf” adlı kitabın da yazarı olan Guy Standing temel gelirin dünyanın geldiği noktada politik bir zorunluluk olduğunu vurguluyor. Bunun getireceği artıları ise şöyle sıralıyor:

  • Temel ekonomik güvenliğe sahip kişilerin “mantıklı ve uzun vadeli karar” vermeleri daha rahat olur. İnsanların diğerlerine karşı hoşgörülü, fedakâr, daha üretken ve daha fazla işbirliği içinde çalıştıkları yönünde güçlü psikolojik kanıtlar da bulunuyor.
  • Temel bir gelir, şu anda ücret almayan iş biçimlerini ödüllendirecek ve teşvik edecektir. Bakım çalışmaları, gönüllü çalışma, sosyal topluluk çalışmaları gibi.. Böylelikle ekonomik sistem, sosyal ve ekolojik sürdürülebilir büyümeye doğru evrilebilir.

  • Temel gelirin robotların işlerini ellerinden almalarına karşı da koruyucu bir politika olabilir. Robotların ve diğer otomasyon biçimlerinin insan emeğinin yerini alacağı gerçeği, kitlesel bir işsizlik çağı kaygısı yaratıyor. Temel bir gelir sistemi üstelik, toplumun, otomasyonun ekonomik faydalarını paylaşmasını sağlayabilir. İnsanlık zamanını yurttaşlık, sanat ve kültür gibi daha üretken işlere ayırabilir. Bu da demokrasileri liberal değerler lehine güçlendirebilir ve politik popülizmi reddedebilir.

Trump, ABD’li savunma devlerini karşı karşıya getirdi

ABD Başkanı seçilen Donald Trump, savaş uçaklarının maliyetini düşürmek için Amerikan savunma devleri Lockheed Martin ve Boeing’i karşı karşıya getirdi.


Trump, Lockheed Martin’in ürettiği savaş uçağının maliyetini eleştirerek, Boeing’in kendi ürettiği savaş uçağı için uygun bir fiyat çıkarmasını istedi. Twitter hesabından konuya ilişkin açıklama yapan Trump, “Lockheed Martin’in F-35 uçağının büyük maliyet ve bütçe aşımı göz önüne alındığında, Boeing’den F-18 Super Hornet uçağı için mukayese edilebilir bir fiyatlandırma yapmasını istedim” ifadesini kullandı. 
Trump’ın açıklamasının ardından New York Borsası’nın kapanmasından sonra yapılan sınırlı işlemlerde Lockheed Martin’in hisse başına değeri yüzde 2 düştü, Boeing’in hisseleri yüzde 1’e yakın artış kaydetti.


Lockheed Martin’in F-35 savaş uçağının birim maliyeti 100 milyon dolardan başlayıp 120 milyon dolara kadar çıkıyor. Boeing’in F-18 Super Hornet modelinin birim maliyetinin ise 60 milyon dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.