İŞENEK

1917’de Marcel Duchamp adlı bir sanatçı, erkek tuvaletlerinde bulunan seramik işeneklerden (=pisuar) birini, “sanat” olduğunu ileri sürerek New York’ta sergilemeye kalkışmıştı. “Çeşme” adını verdiği bu yapıtın kendine değil “R. Mutt” adlı birine ait olduğunu belirtmişti.

Adını neden gizlemişti? Belki daha önceleri başka bir eserini sergiden çekmesi istenmiş olduğundan, belki de ürünün yol açacağı tepkiden emin olmadığından ya da aynı zamanda o sergiyi düzenleyen komitenin üyesi bulunduğundan.

Sergiciler, işeneği reddettiler. 

Duchamp o sıralarda kardeşine yolladığı bir mektupta, “Bir kadın, bir işeneği takma adla sergiye yolladı. Uygunsuz diye almadılar” demişti. Duchamp gerçeği saklamıştı. Neden? Bugün de işeneğin aslında ona değil, bir kadına ait olduğuna inananlar var.

Bu olayı işenekle ilgili tartışmalar izledi. “Sanat eseri değildir” diyenler vardı: Duchamp, bu nesneyi ne tasarlamış, ne de yarattığı bir eserin hammaddesi olarak kullanmıştı. O zamana kadar bir sanat eserinde bulunmasının gerekli olduğu düşünülen bu nitelikler işenekte yoktu.

Ancak bu işenek, 2004’te yüzlerce sanat eleştirmeni arasında yapılan oylamada 20 yüzyılın sanatını en fazla etkilemiş olan ürün olarak seçildi. İşenek bu seçimde, Picasso, Andy Warhol gibi zamanının en ünlü ressamlarının eserlerini geride bırakmıştı.

Böyle bir ürün sanat eseri olarak kabul ediliyorsa, dağınık bir yatak, kordonu, priz yerine limona batırılmış bir lamba da pekâlâ sanat eseri sayılabilir, özgün bağlamlarından ayrılıp sanat galerisine taşınan her şey sanat olarak damgalanabilirdi. Sanatta estetikten çok düşüncenin ön plana alındığı bir zamana gelinmişti.

Bazıları işeneğin, sanatın ne olduğunun sorgulandığı bir çağa denk düşmesinin onun böyle abartık bir şekilde önemsenmesine neden olduğunu ileri sürmüşlerdir.

O sıralarda New York’ta yayımlanan “Kör Adam” adlı dergide işeneği savunan imzasız başyazının aslında kendini yine gizlemiş olan Duchamp tarafından yazıldığına inanılmaktadır.

1917’de sergilemeye yeltendiği işenek çöpe atılmış olduğundan Duchamp, konuya ilgi artınca, benzerlerini yaptırmış ve özgün olmayan bu ürünlere adını yazdırmıştı. Bu ilginç öykü bize ne anlatıyor?

Öyle bir zaman gelir ki bir işenek bile sanat ürünü olarak kabul edilebilir. Sanat ürünü olduğunu savunan üçkâğıtçının biri olsa bile işenek, yüzyılın en etkileyici eseri de seçilebilir ve bu kimsenin her fırsatta yalan üstüne yalan söylediğinin ortaya çıkması bile, koşullar elverdiğinde işeneğin seçimleri kazanmasını da engelleyemez.

“Nasıl olur?” diyenlere, “Hepsi böyle kötü kokar ama bu hiç olmazsa sanattır!” diye cevap verirler.