CEHENNEMDE BİR SEMPOZYUM

İstanbul Barosu ile Türk Ceza Hukuku Derneği’nin Uğur Mumcu, Metin Göktepe, Hrant Dink anısına düzenledikleri “İfade Özgürlüğü Sempozyumu” 14-15 Ocak 2017 günlerinde İstanbul Ceylan İntercontinental Otelde yapıldı. Sempozyumun adandığı isimlerin gazeteci olmaları dışındaki bir başka benzerlikleri her üçünün de “Ocak ayında ve devlet marifetiyle” katledilmiş olmalarıydı!

Uğur Mumcu 24 Ocak 1993’te, Metin Göktepe 8 Ocak 1996’da, Hrant Dink 19 Ocak 2007’de öldürüldüler.

Bu ortak payda nasıl bir ülkede bulunduğumuzu “ifade etmeye” yetiyor da artıyor bile…
İstanbul Barosu ve Türk Ceza Hukuku Derneği’nin böylesi bir toplantıyı düzenlemiş olması doğal olarak şaşkınlıklar yaratabilir. Hatta şöyle bir tepki bile gelebilir beklentisi içinde olanlarımız da vardı:

-Ne ifade özgürlüğü ulan?

Toplantının adandığı isimlerden Uğur Mumcu’nun oğlu Özgür Mumcu da konuşmacılar arasındaydı. O da babası gibi hukukçu-gazeteci olduğundan kibarca dile getirdi:

-Böylesi bir toplantıya izin verilmesine bile şaşırıyorum!
 

İfade Özgürlüğü Sempozyumu Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu hukuksuzluk ortamı bakımından ayrı bir öneme sahipti. Böyle olduğu için hiçbir haber medyası tarafından izlenmedi!

Cumartesi sabahı yapılan ilk oturumda gazeteciler vardı. Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu kendisini tanıtırken, “ben de sanık bir gazeteci olarak huzurunuzdayım” dedi. Sonra da ekledi:

-Yorgunluk hissediyorum. Devamlı olarak umut etmek, sonra hayal kırıklığı yaşamaktan dolayı…

Evrensel Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, mesaisinin yarısından fazlasını adliye koridorlarında meslektaş dayanışmasıyla geçiren bir gazeteciydi. Fatih, çabasının ne anlam ifade ettiğini John Berger’den bir alıntı ile açıkladı:

-Öz saygımızı yitirmeden yaşamak!

Kemal Göktaş, Türkiye’nin getirildiği noktayı açıklarken Türkçe karşılığı bulunmayan “posttrac” kavramından söz etti. Gerçekte olmayan ama varmış gibi topluma kabul ettirilen şeyler için kullandığını anlattı:

-10 Ekim 2015 Ankara Katliamı için ‘Kokteyl terör’ diye bir kavram icat edildi. FETÖ, PKK, IŞID ortaklığı olarak takdim edildi.

Sonradan yapılan bir kamuoyu araştırmasında “Katliamı sizce kim yaptı?” sorusuna şu sonuçlar çıktığını söyledi:

-Yüzde 25 HDP, yüzde 30 PKK, yüzde 30 IŞİD dedi insanlar!

Özgür Mumcu ise Türkiye’de hukuk eğitimi almanın insanları biraz “saf” hale getirdiğini söyledi:

-OHAL ilan edilmesi iyi olur diyorduk, hiç olmazsa Meclis’e gelir tartışılır süresi belirlenir diye düşünüyorduk. Ama hiç de öyle olmadığını görüyoruz!
 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski Başkanı Rıza Türmen, Türkiye’nin ifade özgürlüğü bakımından nasıl özel bir yerde bulunduğunu şöyle ifade etti:

-Avrupa Konseyi’nin 47 ülkesi içinde ifade özgürlüğünü en fazla ihlal eden ülke Türkiye’dir!

Cumhuriyet’in avukatı Tora Pekin ise “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu(!) çağdaş dünyada nasıl değerlendiriliyor meselesine açıklık getirdi:

-Fransa Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy’i “Defol git, geri zekalı” dövizi ile karşılayan bir Fransız köylüsü 30 Euro para cezasına çarptırıldı. AİHM bu cezayı ifade özgürlüğünü engelleyici bulan karar verdi.

Avukat Fikret İlkiz AİHM’in Türkiye’den gelen davalarla ilgili kararlarından örnek verdi. En başta da Ahmet Şık kararı vardı. İlkiz mizahi bir dille şöyle başladı:

-Hangi karardan bahsetmek daha günceldir acaba? Belki soruyu şöyle sorabiliriz, geçmiş AİHM kararlarından acaba hangisi güncelliğini bizim ülkemizde hala korumaktadır?

Sonra da istikrarlı kadersizlik konusunda tarihi bir tespit yaptı:

-Belki de keşfedilmiş Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını yeniden keşfetmekten usanmayan bir ülkede yaşamak nasıl bir sıkıntıdır ve ifade özgürlüğü konusunda bir arpa boyu yol almadığımızı kanıtlamanın bir yolu mudur?
 
Ahmet Şık için AİHM’e 25 Ağustos 2011’de başvuru yapılıyor. Konu
gazetecinin uzun süren tutukluluğu ifade özgürlüğü ihlali sayılır mı, sayılmaz mı?

Peki AİHM bu davayı ne zaman sonuçlandırıyor?

10 Haziran 2016!

Yani Ahmet Şık’ın yeniden tutuklanma zamanı gelmek üzereyken!..

Fikret İlkiz içinde bulunduğumuz trajik durumu esprili biçimde şöyle açıkladı:

-Ahmet Şık için başvuruyu yapan avukatlardan Av. Bülent Utku ve Avukat Akın Atalay bu gün tutuklu. Avukat Fikret İlkiz, Av. Tora Pekin ve Av. Can Atalay henüz özgürler!

Fikret İlkiz yakın tarihe geçmesi gerekli bir ayrıntıdan da söz etti. Ahmet Şık’ın tutukluk durumu ile ilgili verilen karara İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şeref Akçay’ın yaptığı itirazı dile getirdi. Deneyimli hakim Akçay, yayınlanmamış bir kitabın terör örgütü üyeliği için yeterli delil olmadığını, bu sıradan bir basın yayın suçu olabileceğini ve konuda verilmiş sayısız beraat kararları olduğunu uzun bir metinle karara ekliyor.

Sonra ne oluyor?

Adliyedeki bütün hakim ve savcılar Şeref Akçay’a selamı sabahı kesiyorlar! Akçay da adını hak eden bir hukukçu olarak, sempozyumlarda saygıyla anılıyor.

Aynı hukuksuzlukların kısa aralıklarla -bir ülkenin tarihinde- bu kadar mı sık yaşanır?

Neyse ki onurlu bir şekilde mücadele eden hukukçularımız var!

İfade özgürlüğü için yaptıklarına baksanıza:

-Cehennemde sempozyum!